|

| |
|
Osman Özsoy |
|
Başörtüsü ile üniversiteye devamı mümkün kılmaya matuf anayasa düzenlemesi Meclis’ten geçti ve imza için Çankaya’ya gitti.
İyi de, kimin önüne gitti? İmzayı kim atacak?
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, her an sürprizlere gebe…
Kimi milletlerin tarihinde uzun zaman diliminde ancak gerçekleşmesi mümkün olan olaylara ülkemizde kısa zamanda şahit olmak sürpriz olmuyor. Kızgın bir sacın üzerindeki yufkanın oklava ile zamanlıca çevrilip kıvam tutturulması gibi, görünmez bir el her şeyi evirip çeviriyor ve yeri geldiğinde her işi asan ediyor.
O kadar ki, milletin ensesinde boza pişirmeye alışkın olanlar bugünlerde hiç beklemedikleri bir anda enseye şaplak yemiş gibi şok üstüne şok yaşıyorlar. Hatta bu şokun etkisiyle millete öyle aptal muamelesi yapılıyor ki, ona da örnekleriyle yazının sonunda kısaca temas edeceğim.
Gelelim sır kapılık dediğimiz olaya…
Kapıdan çevrilince…
O görüntüyü bir hatırlayın…
Her halinden Anadolu evladı olduğu belli olan doçent unvanlı bir milletvekili ve yanındaki eşi adeta isyan halindeler. O kadar ki, içine düştükleri çaresizlik Hürriyet gazetesinin haberine göre milletvekilinin sözlerine şöyle yansıyor; "Moskova’da yaşıyor olsaydık, eşim böyle bir engelle karşılaşmazdı."
Konu malum…
Dönemin Kayseri milletvekili Sayın Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ni kazanıp 8 Eylül 1998’de kayıt için üniversiteye gittiğinde türban engeliyle karşılaşıyor ve başörtülü fotoğraf verdiği için kaydı yapılmıyor. Çift o kadar üzüntülüler ki, o sorunu aşarak eğitim hakkını kazanmak için tüm iç hukuk yolları tüketip sonuç alamayınca 2002’de AİHM’de dava da açıyorlar. Gerisini biliyorsunuz.
Eşinin ve benzer durumdaki Anadolu evlatlarının içine düşürüldüğü mağduriyeti içine sindiremeyen Abdullah Gül bu konuda yapılan haksızlıkları çeşitli vesilelerle değişik platformlarda dile getiriyor. Hatta yapılan haksızlıkları o kadar net ifadelerle tanımlıyor ki, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.5.1999 günlü, SP.95 Hz.1999/116 sayılı Fazilet Partisi’nin kapatılması istemiyle ilgili açtığı dava dosyasında bu tür konuşmalarından örnekler de yer alıyor.
Bakın şu ifadeler dava dosyasından;
Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ABDULLAH GÜL - Adalet, hukuk, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, inanca saygı, eğer bu şeyler ayaklar altına alınmasaydı, bu millet kendi öz yurdunda garip, öz vatanında parya muamelesine tabi tutulur muydu? ... Hırsızlık yapanlar, boğazlarına kadar yolsuzluk yapanlar, çetelerle, mafyalarla kol kola gezenler, bugün laiklik zırhı içine bürünüp devletin en itibarlı koltuklarında otururlar mıydı? Sadece okumak istiyorum, başka bir şey istemiyorum diyerek sessizce okula gidenler, polis zoru ile, üniversite kapısından «başörtün var, sakalın var» diye atılır mıydı?
İşte bahsettiğimiz sır kapılık olay bu…
İşte o Abdullah Gül devletin başı olarak şimdi Çankaya Köşkü’nde… Meclis’ten geçen başörtülülere üniversite kapısını açması beklenen Anayasa değişikliği de imza için Abdullah Gül’ün önünde. Üniversite kapısından kovulan, Dışişleri Bakanı eşi olmasına rağmen başörtüsü nedeniyle Köşk’e alınmayan Hayrunnisa Gül ise first leydi olarak Çankaya Köşkü’nde…
Hani Nasrettin Hoca damdan düşünce, halden anlayanlara akıl danışmak için “damdan düşen gelsin” demiş ya… Bugün Sayın Gül’e önündeki düzenlemeyi imzalamaması için baskı oluşturmaya çalışanlar, dün başındaki örtü yüzünden kapı dışarı edilen bugünün first leydi’sinin feryadına kulak bile asmamışlardı.
Ülke kısa sürede nereden nereye geldi… Millet iradesi ne kapıları açtı.
Bakın ne duası etmiş…
Ben bu noktada neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Başörtüsü nedeniyle üniversite kapısından çevrilen ve kaydı yapılmayan Sayın Hayrunnisa Gül ve onunla aynı acıyı paylaşan eşi Sayın Abdullah Gül o gün evlerine döndüklerinde ve hallerini O’na arz ettiklerinde ne diye dua ettiler ve ülkenin bu sorunu aşması için içlerinden neler geçti acaba?
Bakın bu noktada bir hatıramı anlatayım… Hayata geçirilmesi için çaba sarf ettiğim Sultan Kayıkları’nın Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları arasında yapacağı seferlerin başlaması amacıyla Dolmabahçe Sarayı’nda bir program düzenlenmişti. Saray’ın halkla ilişkiler biriminde yeni işe başlamış genç bir kızın heyecanı, işi düzgün yapma çabası ve memnuniyeti her halinden belli oluyordu. İşe nasıl girdiğini ve ne zaman başladığını sorduktan sonra, “Annen sana ne diye dua ederdi” dedim. “Çocukluğumdan beri bana, -saraylarda çalışasın inşaallah- derdi” dedi. Sen şimdi nerde çalışıyorsun deyince, birden irkildi. Hiç aklıma gelmedi dedi. Şaşkınlığı uzun süre geçmedi. Yanımdaki gazeteci arkadaşlar da şaşırdılar duruma.
Sakın ola duaları adet yerine gelsin diye kalpten geçen hisler ve dudaktan dökülen sözler saymayın. Gül çiftinin o gün üzüntüyle eve döndüklerinde Çankaya duası etmiş olduklarını falan kastetmiyorum. Sakın ola yanlış anlaşılmasın… Mazlumların iniltilerinin arşı nasıl ihtizaza getirdiğini ve yaralı yüreklerin sesini O’nun duyduğunu hatırlatmak için bu örneği verdim. Milletin ortak duaları ve ona uygun çabaları, milletin sorununu çözmesine katkı yaptı. Bu saatten sonra kuyruğu dik tutma çabasıyla suyu hala ters akıtmaya çalışanlara sükûnet tavsiye ediyorum. Milletle daha fazla inatlaşmayın.
411 mi büyük 103 mü?
Dün Doğan Grubu’nun tüm yayın organları ve Cumhuriyet gazetesi, Meclis’ten ezici çoğunlukla geçen anayasa değişikliğinin halkta karşılığının olmadığını yansıtmaya çalışan manşetlerle çıktılar. 411’i temsil edenler toplumda azınlık, 103’ü temsil edenler çoğunlukmuş gibi yansıtıldı. Sanki olmasını arzuluyorlarmış gibi, kaos çıkacağı havasını vermeye çalıştılar. Toplumun kendi içinde asla sorun etmediği bir konunun toplumsal kaosa neden olacağını iddia etmek sosyoloji doktorası yapmış Ertuğrul Özkök’ün aklına yatıyor mu acaba?
Meclis’teki görüşmeler sırasında CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, değişiklik teklifine oy verecek üyeleri 'namussuz, şerefsiz' olmakla itham edip 'Sümerlerde fahişeler örtünmüş' diyerek hakaretler etmiş. Meydanlarda edilen laflar da işin cabası. Bu kadar aşağılanmaya ve hor görülmeye bu kadar sabır gösteren milleti alın başınızın üzerinde gezdirin siz. Ama nereye kadar? |
|
|
|
Yorum Ekle |
| |
|
|
|
| | |
|
|