Seçim geldi
çattı. Millet iradesi tecelli edecek. Demokrasi, çoğunluğun azınlığa
tahakküm etmeden bir arada yaşama formülüdür. Şimdiki esas sorun,
Türkiye'de kendilerine 'aydınlık yüzlü' diyen sahte Batıcıların
sandıktan çıkacak sonuçlara rıza gösterip göstermeyeceği ile ilgili.
Yeni bir seçime giderken, bazı partiler, tümü çeteleşen devlete
sığınmış, iktidar umudunu halka değil, başka yerlere bağlamış gibi.
İktidardakinde reform yorgunluğu yok. Ama muhalefette sinirler
gergin. Proje olmayınca korku tapınağı yaparak ve şehit kanları
üzerinden seçim sonrası kan-ka projeleri geliştiriyorlar. Bir parti
daha çok demokrasi, özgürlük, dışa açıklık diyor. Reformların ve
değişimin devamından yana tavır alıyor. Diğer tümü günlerdir halkın
karşısında konuşsa da aslında başka yerlere mesaj veriyorlar. Adeta
ortamı dizayn etmeye hazırlanan bir makama 'emir tekrarı'
yapıyorlar. Ekonomi çoktan gündemlerinden uçup gitmiş.
Tek umut, desteksiz ve ispatsız internet yalanlarıyla imaj
oluşturmak. Rahşan Ecevit 'din de vatan da elden gidiyor' demişti ya.
Bula bula buna sığınıyorlar. 2001 krizinde 3 milyar dolarlık banka
350 milyon dolara İngiliz'e gittiğinde vatan yerinde duruyordu. Ama,
şimdi baş döndüren fiyatlara sahibi bankasını satınca vatan elden
gidiyor. Şimdilerde kanalını derin devletin emrine veren bir
işadamımızın bankasına 2001'de el konulması son anda önlendi. Tümüne
900 milyon dolar bile verilmeyen bankanın sonra dörtte birinin kaça
satıldığı herkesin malumu.
'Kan ağlayan esnaf' söylemlerine gelince... Bunu, başbakanın
kafasına yazarkasa fırlatıldığı, umutsuzluk koridorlarını
intiharların süslediği yakın geçmişten hatırlayınız. Ekonomik
göstergelerdeki iyileşme gelir dağılımına da yansıyor. Gelir
dağılımı düzeliyor, alt kesimden orta sınıfa geçenlerin sayısı hızla
artıyor. Son yıllarda hiçbir kamu çalışanı enflasyona ezdirilmedi.
Yaşlı, özürlü maaşları ve asgari ücret de enflasyonun çok üzerinde
kaldı. Bir de sokakta gördüklerimiz var. Bu satırların yazarı beyaz
Türk değil. Halkın içinden, arka sokaklardan geliyor. Cumhuriyet
mitinglerinde olduğu gibi miting meydanlarını dolduranlar,
bindirilmiş kıtalar değil. Benim ailem de akrabalarım da o
sokaklarda yaşıyor. Yalıda oturup açlık edebiyatı yapanlar hiç de
inandırıcı gelmiyor sokaktaki insana. Pazaryerine gidince filelerini
nasıl doldurduklarını iyi biliyorlar.
Dikkat ediniz, ÖSS'de yıllarca sıfır çeken Doğu ve Güneydoğulu
çocuklar şimdilerde derece üstüne derece yapıyor. Önceleri,
umutsuzluğu istismar edilip dağa kaldırılan varoş çocukları vardı.
Omuzun da ki tüfeğin dipçiği yere değiyordu. İşte şimdi, her
kaybolan çocuğu medeniyetimizin dev surlarında açılan bir gedik
olarak gören Anadolu'nun kutlu solukları, bu çocukları yurdun dört
bir köşesinde arka mahallelerden devşirip milletimize hediye ediyor.
Sınıf çıkarlarını bu çocukların büyük rekabetine kaptırmak korkusu,
karabasan gibi rüyalarına girenler de boş durmuyor, senaryo üstüne
senaryo deniyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı beş yılda 5 bin öğrenciyi
yurtdışına göndermek üzere proje geliştirmiş. En son Prof. Dr.
Mehmet Sağlam'ın YÖK başkanlığı döneminde bu tür yaygın uygulamalar
olmuştu. Şimdi başarıyla doktorasını bitirip dönen parlak Anadolu
çocuklarının kariyer yolları dört bir yandan kapatılmaya
çalışılıyor. Çeteleşen ve tarafsızlığını kaybeden yargıdan da adalet
bekleme lüksümüz yok maalesef.
Bu seçimlerden önceki dönemleri de hatırlamak çok önemlidir. Daha
önceleri enflasyon-banka hortumlamaları-yolsuzluklar-gelir
adaletsizlikleri-kapatılan işyerleri-ekonomik kriz
dönemleri-hastane, ilaç kuyrukları-gece âlemleri vs.
Bu seçim
döneminde yapılan söylemlere bakarsak; birbirlerini suçlamalar,
kimse asıl sorunlara değinmek istemiyor.
İşsizlik-adaletsizlik-güvenlik-vs. Bunlar ya halledildi ya da kimse
görmek istemiyor.
Yapılanları birkaç başlıkta kısaca hatırlayalım;
—Enflasyon
oranında ciddi düşüşler gerçekleşti.
—Türk Lirasından
6 sıfır atılması sorun olmadı.
—Sağlıkta dev
bir hamle ve devrim oldu.
—Havayollarında
serbest rekabet koşulları oluştu ve fiyatlar düştü.
—Okullarda
bedava kitaplar dağıtıldı.
—Toplu konutta
inanılmaz çalışmalar yapıldı.
—e-devlet yapısı
oluşturuldu. Vergi daireleri ve SSK kuyrukları giderildi.
—Her yere yollar
yapıldı. Duble yol şantiyeleri oluşturuldu.
—İhracat
rakamları arttı tabiî ki ithalat ve cari açıkta arttı.
—Yolsuzluk ve
suiistimal azaldı.
—Döviz de azalış
görüldü.
—Aylık faizler
düştü. Taksitli satışlar arttı.
—Yıllardan
bitirilemeyen Bolu tüneli ve Karadeniz otoyolu bitirildi.
—İstanbul da tüp
geçit projesine imza atıldı.
—Bankalar
hortumlanmadı ve TMSF ye aktarılmadı.
—Hızlı tren
seferlerine hız verildi.
—Yıllardır
ödenemeyen tasarruf teşvik paraları ödendi.
—Özelleştirmede
müthiş bir çıkış yakalandı.
—e-muhtıra vs.
gibi klasikleşmiş hareketlere ilk defa dik durulmağa çalışıldı.
—İran doğalgaz
anlaşması yapıldı.
Bunları unutmak
mümkün değil.
Yapılması gereken ama yapılamayanları da sıralamak gerekirse;
—Klasikleşmiş
devlet yapısı ve kurumlar arası iletişim zayıfladı.
—Kırmızıçizgilerimiz
renk değiştirdi.
—Devlet adamlığı
kriteri karşılıklı ticaret oranıyla karşılaştırıldı.
—Daha çok
demokrasi olacak diye hiç aklımıza gelmeyen haklar oluştu.
—Barzani ve
peşmergeler cesaretlendi.
—PKK gittikçe
güçlendi. Şehit cenazeleri son 3 ay da arttı.
—Kıbrıs ta çok
şeyler beklerken hiçbir gelişme olmadı.
—Eğitimde
katsayı adaletsizliği giderilemedi.
—İşsizlikte
beklenen ilerleme sağlanamadı.
—Özelleştirmede
devlete gelir getirilen kuruluşlar yabancılara satıldı.
Bunları daha da
arttırabiliriz.
Karar
milletindir..Ama kim seçilirse seçilsin artık bu yoğun tempo düşmeli
ve normal hayata dönmeliyiz.