KALBİMİZE ATILAN BOMBA  ÖNCESİ VE SONRASI

Ankara'nın en kalabalık yerinde terör bombasının patladığı gün, CHP'ye adaylık için başvuran eski ANAP'lı İlhan Kesici şöyle diyordu:
“Normal zamanda parti değiştirmek doğru değil. Ama bugün normal zaman değil.”
Normal zaman değil!
Kesici bunları söylediği sırada henüz bomba patlamamıştı. Yani sözleri bombadan önce söylenmişti. Yani Kesici'ye göre bomba patlamasa da Türkiye normal bir zamanı yaşamıyordu.
Buna bir de bombayı ilave ettiğinizde normal şartların nasıl dışında bir Türkiye'de yaşadığımız ortaya çıkıyor. Hele bombanın patladığı yere gelen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın dediği gibi, büyük şehirlerde başka bombalar da patlarsa, varın hesap edin Türkiye'nin sancısını...
Aslında Türkiye seçime gidiyor.
Normalde, demokratik bir ülkede sandığın durultucu bir fonksiyonu olması gerekir. Siyaset gerilirse, sandık bu gerginliği çözer.
Oysa, gerginlik var, sandığın da bu gerginliği çözeceğinden kuşku duyuluyor.
Puslu bir hava...
Askerle ilgili bir yığın spekülasyon.
Yargı ile ilgili bir yığın spekülasyon.
Ve bu spekülasyonların tamamı, kural dışı vuruşla ilgili...
27 Nisan bildirisi kural dışıydı. Spekülasyonlara bakılırsa bu bildiri ilk vuruş. Daha kötüleri, hatta darbeden daha kötüleri bile mümkün. Bir ülkenin silahlı kuvvetleri ile ilgili olarak böyle bir kaygıya sürüklenmesi ne kadar hazin.
Anayasa Mahkemesi'nin 367 ile ilgili kararı kuralların zorlanması idi.
Yargıdan, yine kuralları zorlayan başka misyonlar bekleniyor...
Parti kapatmalara kadar uzanan...
Halktan en çok oyu alan partiyi kapatmalara kadar uzanacak olan...
Hem seçim yapalım, hem de halkın en çok oy verdiği partiyi kapatalım...
Puslu hava...
Demokrasi bu değil, dedirtecek hava.
Hukuk devleti bu değil, dedirtecek hava...
Siz, oy verdiğiniz partinin kapatılacağını bilen bir seçmen olsanız ne yaparsınız.
Sizden beklenen şu:
Oyunuzu oraya vermeyin. Kırk katır, kırk satır. Şantaj. Oy verirsen, partini başına yıkarız.
Bu tehdidi yiyebilirsiniz.
Ama siz başka bir şey de yapabilirsiniz:
Oyunuz üzerine ambargo koyan bu iradeye karşı öfke duyabilirsiniz.”Buna hakkınız yok” diye sesinizi yükseltebilirsiniz. İçinizden “Bütün bu dayatmaların canı cehenneme” tepkisi gösterebilirsiniz. O zaman milyonlarca insan, öfke yüklenmiş olur. Toplumun bir kesiminin yürekleri dinamit haline gelir.
Aynı puslu ortamda, başka ufunet göstergeleri var. Toplumun bazı kesimleri sürekli düşman, sürekli tehlike ilan ediliyor.
Anayasa devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü temel ilke edinmeyi öngörüyor.
Ama sürekli, üstelik devletin bazı güçleri adına  devletle millet arasına mesafeler koyan yaklaşımlar sergileniyor. 
Miting meydanına toplanan insanlara, sürekli düşman hedefler gösteriliyor.
Toplumun en sembol değerleri, birer ayrımcılık sembolü halinde kullanılıyor.
Korku motifi toplumu dinamitleyen bir psikolojik savaş aracı haline getiriliyor.
Önce bir toplum kesimine korku enjekte ediliyor, sonra korkanlardan korkutan kitleler oluşturuluyor. 
Ufunet diyoruz ısrarla...
İltihaplı, irinli alanlar... Sancı odakları...
Buradan ülkeye hayır gelmez.
Bu kadar öfke tohumu, belki sandıklarda küçük kaymalar gerçekleştirebilir ama, bu irinli yapıyı temizlemek ağır bedel ödetir ülkeye...
Terörü lanetleyelim.
Terör saldırılarında can veren insanlarımız için ortak acılar duyalım.
Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehditleri hep birlikte göğüsleyelim.
Ama, siyasi hesaplar için birbirimizin varlığına kastetmeyelim. Bu ülkede milyonları kuşku hedefi yapmayalım. Milyonların üzerine kırmızı işaret koymayalım. Milyonları milyonlarla karşı karşıya getirmeyelim. Vatan sevgisini tekele alıp, ötede ülke bütünlüğü için, kalkınma için, sosyal barış için farklı düşünen milyonlar üzerine ihanet damgası basmayalım.
Ortak paydaları ortak bölen haline getirmeyelim.
Bunun içinden çıkamayız.
Türkiye'ye en büyük kötülük bu olur.
İpin ucu bir kere kaçarsa, çözülüşü durdurmak ülkeye büyük maliyet getirir.
Hep iç insicam üzerinde durduk. İç ahenk. Bunun üzerinde titreyelim. Aslında varımız yoğumuz bu. Bu yoksa, yani iç ahengi kaybetmişsek neyimiz var olabilir ki...
Asker, yargı gibi kurumlar herkesin ulaşabileceği yerde dursun. Herkese dost mesafede...
Hükümetleri, siyasi kadroları değiştirebiliriz. Seçimler onun içindir. Seçimler onun için birkaç yılda bir yapılır, gerekirse üst üste yapılır. Millet iradesi yenilenir.
Ama devletin temel kurumları ile toplum arasında duygu problemleri başlarsa, bunu ne ile yenileyeceksiniz?
Askeri, yargıyı sosyal gruplar arasında taraf haline getirmek kadar bu kurumlara karşı yapılacak yanlış yoktur.
En acil iş, puslu havanın dağılmasıdır.
Devlet adına sorumluluk üstlenen herkesin, “tehlike” anonsları yapmak ve bunun siyasi rantını hesaplamak yerine, puslu havayı dağıtmak için çaba göstermesi gerekir.
Belki de şöyle bir ahitleşme zamanıdır:
“Sandıktan çıkan irade karşısında boynumuz kıldan incedir!” Evet işte böyle bir ahitleşme. Bir demokrasi andı... Keşke miting meydanlarında böyle bir anda imza atılsaydı. Keşke seçim beyannamelerinin en vurgulu cümlesi bu olsaydı.
Bu tavır, terörün de nefesini keserdi.
Çünkü kurt dumanlı havayı severmiş.
Biz dumanlı havadan sakınmak için herkese basiret diliyoruz.

 

Yorum Ekle

 
 ARŞİV
 
 MART 07 NİSAN 07 MAYIS 07  1   2  3
 HAZİRAN 07    
    
    

 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.