|
Süleyman Ardıç, 1329 yılında, Çaykara’nın Taşlıgedik köyünde dünyaya geldi. Okuma yazması yoktur. İrticalen söyleme, atışma ve destanlarıyla meşhurdur. Oldukça renkli bir kişiliği vardır. Hece veznini ve yöre ağzını en mükemmel kullanan şairlerimizdendir. Oğullarına ve arkadaşlarına yazdığı nükteli ve sitem dolu mektuplarıyla meşhurdur. Yakalandığı ağır ve illetli bir hastalığa yenik düştü. Ağustos 1979 tarihinde Hakkın rahmetine kavuştu.
Şiirleri, destanları sözlü olarak hala söylenir. Yalnız birçoğu –sözlü olması sebebiyle- vefat eden akranlarıyla beraber, ne yazık ki yok olmuştur. Elde ve dilde kalanları da bir araya getirmeye çalışıyoruz.
1960 ihtilalinde, yine onun gibi halk şairi olan, inşallah ileride yer vereceğimiz Tefa namı ile maruf Mustafa Aslanla –ki kendisi ihtilalden yana idi- olan atışması ve Menderes merhuma olan bağlılığını yörede bilmeyen yoktur. Merhum Süleyman Ardıç, Menderese olan bağlılık ve hayranlığının bir nişanesi olarak; torununa, Adnan Menderes adını koymuştur.
Şimdi bu iki merhum şairimizin nükteli kısa atışmasını aşağıya alıyorum. Yalnız bazı şiirlerin hikayelerini anlatmamız elzemdir. Yoksa anlaşılmayabilir.
Merhum Süleyman ARDIÇ, 27 Mayıs 1960 ihtilalden hemen sonraki zamanlarda çayır biçmeye gider. Çok üzgündür. Menderes ve Celal Bayar mahkum edilmiş, darbeciler yönetimi ele almıştır. Tabii olarak CHP’li olan Tefa da onun aksine o kadar mutludur. Yoldan geçerken Süleyman ARDIÇ’ı görür ve ona seslenir. (ifadeleri aynen aktarmak istiyorum)
Tefa avazı çıktığı kadar bağırarak:
Ola Essuleyman!
Celal Bayar, Menderes
Şimdi gitsun davara!
Hazır cevaplığıyla meşhur Kugar cevap vermekte gecikmez
Köy acluktan düzene
Para girdi mahzene
Boğday çikti seksene
Sen da al ye kavara!
(Muhteremler bu konuda affınızı istirham ediyorum. Bazen aşırı müstehcenlik arz etmediği sürece bazı argo ifadeleri yöre kültürümüzün iyi anlaşılabilmesi için olduğu gibi vereceğim. Lütfen beni bağışlayın. Hakikaten çok kıymetli olan bu sözlü edebiyatımızın yok olmasını hiçbirimiz istemeyiz. )
Bu kadar sözden sonra, merhum şairin atışma, mektup ve destanlarından meydana gelen bir şiir demeti arz ediyorum.
ATIŞMALARDAN ÖRENEKLER:
Kugar kadar meşhur olmasa bile, seyrek söyleyen fakat mutlaka ağırlığını hissettiren bir halk ozanı olan Taşkıran (çoroş)’lu Hasan Şinga ile bir atışması:
Seyir kurulmuş, eğlence alabildiğine devam etmektedir. O sırada sırtında bir pardesü (kabot) ile içeriye, zamanın meşhur türkücülerinden Hasan Şinga girer. Kugar seyirde türkü söylemektedir. Etrafındakilerin;”Şu Hasana bir şeyler söyle” demesi üzerine, Kugar, söze başlar:
Kabotina bakarsen
Hangi beyun oğlidur
Şinga:
Kabota ne bakarsun
İçi dışı dolidur
Kugar
Bana oyle görindi
Sanki mezat malidur
Şinga
Asaletsuz laf etmek
Suleymanun halidur
O sıralar, Çaykara’nın nahiye müdürünün, Çoroşlu bir kızı sevdiği söylenmektedir. Bunu bilen Kugar, Şingayı sıkıştırmak için sözü, bu alana çeker.
Köyunuz çok namusli
Nahiyenun yolidur
Şinga
Bu sözleri çikaran
Mezire kobelidur
Kugar:
Gidi utanmaz zağar
Yağarse rahmet yağar
Kobel sizlerde doğar
Bu hakta rutbelidur.
İkisinin arasındaki atışma o akşamlık orada sona erer. Her ikisinin de mekanı cennet olsun.
Mimiloslu Hacı Remzi ile olan atışmasının aşırı müstehcen olması sebebiyle buraya alamıyorum. Ama yok olamaması için de kaydettim bende mevcud.
Atışmaların en müsait ortamlarından biri de imecelerdir. İmeceler, o dönemlerde çok geniş bir şekilde yapılırdı. Çevre köylerden de gençler –özellikle türkücüler- davet edilirdi. Yine Anoso’da yapılan bir imeceye Şur (Şahinkaya) gençleri ve tabii olarak bölgenin en büyük kozu olan Kugar da çağrılır. Önce yeni yetme gençler atışır sonra ustalar girer. Kugar ve Şur’dan Mustafa adında bir türkücü
Kugar:
Cebişler geri geri (cebiş: keçinin erkek yavrusu, burada yeni yetme manasındadır)
Beri gelsun tekeler
Mustafa:
Mezireli dilenci
Omzunda heybeler
Kugar:
Bana dilenci dedun
Kurusun o çengeler
Mustafa:
Geldi geçti tezgahtan
Senun gibi niceler
Kugar:
Açturma ağzumi
Neler soylerum neler
Mustafa:
Çok gezdum oralarda
Ey gidi mezireler (Kugar’ın köyünün adıdır.)
Kugar:
Habuni doğri dedun
Çok gelur cinganeler (çingene)
Mustafa kafiyeyi çevirir ve başka bir ayakla devam eder.
Senun köyun urumluk
Bizlerde ezan da var
Kugar:
E gavur gel imana
Ölmek var nizam da var
Mustafa:
Gidi balaş kurbağa
Çorma var sazan da var
Kugar:
Şurli Kur’ani bilmez
Hoca imam dinlemez
Seni pek ilgilemez
Bu yıl remezan da var
Aynı gece başka bir türkücü Merhum Kugar’ın karşısına çıkar. Lakin bu türkücünün kıyafeti pek düzgün değildir. Eskiden, derenin karşı tarafının tümüne paçan denirdi. Hatta bu gün Taşlıgedik köyü ( Kugar’ın köyü) mezire-i paçan olarak bilinirdi. Bu izahatın sebebi; atışmalarda geçen paçan kelimesinin, bu gün Maraşlı olarak anılan köye ait olmadığını anlatmak içindir.
Şurli:
Paçan her şeyi temam
Sade kilisesi yok
Kugar:
Bu papaz eyi papaz
Lakin elbisesi yok.
Türkücü bu cevabı aldıktan sonra imece yerini terk eder.
Merhum Kugar hakkında atışmalar üzerine sayısız örnekler verilebilir. Çünkü, o atışmanın hem ustası hem de üstadı idi. Bizim bu yöre edebiyatını okuyup yazarken, bazen şöyle düşünmekten kendimi alamıyorum. “okuma yazma bilmeyen ve sınırlı kelime hazinesiyle bu kadar mükemmel eserleri meydana getirenler acaba tahsil görselerdi ne olurdu?
BU YAZIYI OKUMA LÜTFUNDA BULUNAN MUHTEREM DOSTLAR, YOK OLMAK ÜZERE OLAN BU KÜLTÜR HAZİNEMİZE SAHİP ÇIKALIM. ELİNİNİZDE, YÖRE EDEBİYATIMIZLA İLGİLİ BİLGİ VARSA, AZ VEYA EKSİK OLMASI MÜHİM DEĞİL. NE VARSA LÜTFEN E-MAİL ADRESİME GÖNDERİN. SİZİN DE YÖRE EDEBİYATIMIZIN MUHAFAZASINDA KATKINIZ OLSUN…
Not: Merhum şairin, şiirleri bunlarla sınırlı değil. İleride destan ve mektuplarını ihtiva eden bir bölüm daha ekleyeceğiz inşallah. |