- Salih ALTINIŞIK -

 

 
 E - Posta : salihaltinisik@taskiran.com  

 

 

GLOBALİZM NEDİR ?

 

Değerli Okurlar,

bu yazımda „Globalizm“ üzerine yazmayı düşünürken Sayın Doç Dr. Harun Gümrükçü’nün bir çalışmasına rasladım. Düşüncelerimin birebir yansımasını bulabildiğim bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Doç Dr. Harun Gümrükçü diyor ki : 

„ McLuhan’ın global bir kapitalist ekonomi ve global bir politik ve kültürel ilişkinin sembolü olarak “global köy’’den söz etmesinden bu yana, “global’’ kavramının “- izm’’, “-ite’’, “-leşme’’ gibi takılarla genişletildiği görülmektedir. Bu takılar, bir kavrama yeniden oluşturma yoluyla hem teorik bir karakter, hem de belirli bir nesnellik kazandırmak için kullanılan dilsel belirteçler olarak bilinirler. Bu tür kelime oluşturmalar; süreçlerin, ideolojilerin ve hedeflerin varlığını içermekte ve “global’’ terimine tamamen yeni bir özellik kazandırmaktadır. Bu yolla, ele alınacak olan bağlam daha özgün biçimde ifade edilebilmektedir. O nedenle “global’’ kavramı ve onun “globalizm’’, “globalleşme’’, “globalite’’gibi değişik biçimleri olası bir yeni döneme işaret etmektedirler.

Globalizm, dünya piyasasının politik eylemi geri plana atmasına ve onun yerine geçmesine yarayan ideolojik bileşenleri ifade etmektedir. Globalite, toplumların tek başlarına ve içlerine kapanmış varlıklar olarak varolamayacakları, hiçbir ülke ya da toplumsal grubun birbirine karşı kendini kapatarak soyutlayamayacağı bir dünya anlayışını öngörmektedir. Eğer globalite veya globallik durumu daha önce gerçekleşmiş olsaydı, içinde yerel, bölgesel veya ulusal hiçbir toplumun varlığını devam ettiremeyeceği bir dünya toplumunun oluşmuş olacağı varsayımında bulunulmaktadır. Aynı şekilde, bu durumda insanların “dünyaya karşı yükümlülüklerini bir bütün olarak üstlenmek, yerküreyle ilgili tüm değerleri benimsemek zorunda kalacaklarına’’ işaret edilmektedir.

Son olarak küreselleşme (globalleşme) ise hem’belli bir zaman dilimindeki tarihsel değişimlerin toplamı olarak’’ görülebileceği gibi hem de ekonomik, politik ve kültürel mekanizmaların yatay ağ örgüsü biçiminde yeni yönetim sistemleri oluşturmak amacıyla ulusal bağlarından çözüldüğü çelişkili, karmaşık bir süreç olarak kavramak mümkündür.

Bir zamanlar coğrafi ve sosyal sınırlarını sıkı biçimde koruma altına alan ulus devlet, günümüzde bu kontrolleri yerine getirme imkanlarına eskisinden daha az sahiptir. Çünkü bu sınırlar gelişen sınıraşırı süreçler sonucunda daha geçirgen hale gelmektedir. ’’Ulus devletlerin ve onların egemenliklerinin uluslarüstü aktörler tarafından  onların iktidar şanslarına, yönelimlerine, özdeşliklerine ve ördükleri ağlara tabi kılındığı ve bağlandığı süreçleri’’ Beck’e göre “küreselleşme’’ kavramı altında toplamak gerekmektedir. Altvater/Mahnkopf da globalleşme ve globalite arasında ikili bir ayrım yapmaktadır. Bu iki yazar globalleşmeyi “ulusal sermayelerin ulusal sınırlar üzerinden dışarı akmasının ve dünya piyasasının salt varlığının çok ötesinde, toplumsal parçalanma yoluyla   toplumsal şekillenme’’ olarak görmektedirler. Globalleşmeyi sürece, globaliteyi ise duruma ilişkin kavramlar olarak kullanmakta ve bu sırada ikincisinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği görüşünü savunmaktadırlar. Çünkü “sermayenin globalleşmesi kaçınılmaz bir biçimde iplerini koparmakta ve bu sırada zaman ve mekanlara dair tüm sosyal ve tarih içinde gelişen ölçüleri hızlanma ve yayılma yoluyla aşağılamaktadır.’’ Bu tez yazarlar tarafından “küreselleşme karşıtı siyasi hareketlere’’ işaret edilerek desteklenmektedir. Yazarlar bu hareketlerin tarihsel zaman ve mekan konseptlerine karşı savaşacakları ve dolayısıyla bunların küresellik (globalite) düzeyine veya durumuna geçişi erişilmez kılacakları görüşündedirler. Hübner “ekonomik bir mantıktan hareket etmeyen’’ bu bakış açısına karşı çıkmaktadır. Çünkü Hübner’e göre küreselleşmede bir mekansal genişleme baskısından –örneğin Lüksemburg’un (Rosa Lüksemburg kastediliyor) emperyalizm konseptindekinden– daha çok bir mekansal derinleşme ve yeniden yapılanma süreci söz konusudur.

Altvater ve Mahnkopf tanımlarında özellikle kapitalist gelişme dinamiğinin aşağılayıcılığı ve yıkıcılığı üzerinde durmaktadırlar. Bu açıdan burada onların görüşleriyle Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’sundaki iyimser öngörülerle bir bağlantı kurmak mümkündür. Buna karşılık Beck’in aşağılayıcı yerine saygın olarak nitelediği globalizm tanımı da ideolojik bir unsur içermektedir. Bu açıdan bakıldığında küreselleşmeyi bir dünya görüşü anlamında tamamen bir ideoloji olarak da kavramak mümkündür. Gill’in ifadesiyle: ’’Largeely consistent with the world  view and political priorities of large – scale internationally-mobile forms of capital. Politically, it is consistent with the outlook of affluent minorities in the OECD and in the urban ellites and new middle classes in the Third  World’’ Böyle bakıldığında küreselleşme, kapitalizmin yeni bir projesi, daha da ötesi, yeni liberalizmin ideolojisidir.

Bu farklı tanımlar yeni perspektifleri, yaşam tarzlarını, stratejileri, çıkarları ve değerleri içermektedir. Bu tanımların ayırdedici yanları hem bir vizyona hem de ve özellikle kapsamlı bir transformasyona işaret etmeledirler ki, bunların analizi de sosyal bilimlerin kaçınılmaz bir görevi olarak durmaktadır. “global’’ sözcüğü Oxford English Dictionary’de (1972) ilk kez bir ek ciltte görüldü. Bugüne kadarki baskılarında “global’’ kavramı “bir dizi nesnenin tümüyle ilgili olan” biçiminde tanımlandı. Sir Ernest Gover ise “global” yerine “mondial’’ kavramının kullanması gerektiği düşüncesindedir. Gover böylelikle, alışılagelen “dünya çapında’’ sözcüğünün eş anlamlısından kaçınmanın mümkün olabileceği görüşündedir.

Küreselleşme sürecine ilişkin yapılan değerlendirmelerde ağırlıklı olarak bu süreç “varolan her şeyi önlenemez bir değer kaybına uğrattığı görüntüsünü’’ vermektedir. Kaçınılmaz olan bu süreçle sürekliliğin bozulduğu, bunun sonucunda ise genellikle acı veren kayıpların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Buna karşılık, değişen koşul ve durumlardan ve açılan yeni olanaklardan doğan kazançlar çok ender olarak dile getirilmektedir. Her ne kadar böyle bir incelemeyle zorunlu olarak mevcut durumun kötüleşmesi özdeşleştirilemezse de, günümüzün bu moda sözcüğünün toplumda yerleşmesi için yirmi yıllık bir sürenin daha geçmesi gerekmiştir. Bu süre içinde bu terim “sivil toplum’’ ya da “post modern’’gibi kavramlardan daha geniş bir popülerlik kazanmıştır. Bu iki kavram genellikle net bir içerikten yoksundurlar ve daha çok yaratıcı bir belirsizlik ve çok anlamlılık taşımaktadırlar.

Ulusal, politik ve ekonomik mekanların sınırlarının giderek kalkması ve belirsiz hale gelmesi süreci olarak küreselleşmeyi tanımlama girişimleri de eksiklikler içermektedir ve farklı olgular bu kavram altında toplanabilmektedir. Schwengel küreselleşme ile “son derece ayrışmış para ve sermaye piyasaları,  global kent sistemleri, iktidarın ön bahçeleriyle ve keskin ekonomik kültürel rekabetleriyle siyasi-ekonomik sistemleri farklı coğrafyalar, lokal dinamiklerin öneminin artması, esnek bağlantılar ve global sözleşmelerle yüz yüze iletişimler’’ arasında bağ kurmaktadır. Her yazar bu moda sözcüğü farklı tanımlama ve bu yolla ondan kendi anlayışına göre yararlanma çabasında olduğundan, bu terimin kullanılışı enflasyonist bir çeşitlilik göstermekte, öyle ki yapılan tanımlardan hangisinin doğru olduğunun ve neyi ifade ettiğinin sorgulanması gerekmektedir. Ietto–Gillies tanım çeşitliliğinden ötürü bu kavramla her şeyin ve dolayısıyla da hiçbir şeyin tanımlanamadığı görüşündedir: “The term globalisation and all its derivatives have been extensively in the economic/business literature (...). It has been used to argue that is exists and it make sense, or that it is not a new as it always development is the most impottant development of the last few decades, or that it does not exist or existed’’. Giddens tarafından yapılan küreselleşme tanımı ile OECD’nin yaptığı birçok tanımdan birisini karşılaştırmak bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Giddens küreselleşmeyi şöyle tanımlamaktadır: “The intensification of worldwide social relations which link distant locaties in such a way that local happenings are shaped by events occuring  many miles away and vice versa’’. Buna karşılık OECD tarafından yapılan tanımlama ise şöyledir: “Globalisation can be thought of as a process in which economic markets, technologies, and comunication pattern gradually exhibit more ‘global’ characteristics, and less ‘national’ or ‘local’ ones’’. Oysa Giddens buna karşılık, “yerelin’’ önemini vurgulamayı tanımında amaç edinmişti.

Zürn ise daha ileri giderek “küreselleşme’’ kavramının yerine “denasyonelleşme’’ kavramının kullanılması gerektiği düşüncesindedir. Zürn’e göre şu an gözlenebilen küreselleşmede, dünya çapında bir süreç söz konusu değildir. Çünkü “yoğunlaşan sosyal ilişkiler her ne kadar genişlese ve çoğu zaman ulusal devlet sınırlarını aşsa da, yeni sınırların ortaya çıkması da az görülen bir olgu değildir’’. Küreselleşmeyi bu şekilde bütünüyle tartışılır hale sokan ve “küreselleşme’’ kavramını bir moda olgu olarak sınıflayan başka sesler de mevcuttur. Küreselleşme böyle değerlendirildiği için onun uluslararası ilişkiler üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığı ileri sürülmektedir.

Bu arka planda görülmektedir ki, bu konuya ilişkin sayısız yayınlara rağmen -özellikle de seksenli yılların ortalarından itibaren Amerikan İşletme Yönetimi okullarında- bu kavram daha fazla somutlanmaya muhtaçtır.

Aynı zamanda sosyal ve kültürel güvensizliklerin ifade edildiği bu “sınırları belli olmayan ve kaygı uyandıran slogan sözcüğü’’ bütün dal ve budaklarıyla kavramak için, böyle bir kavramın derinden tartışılması gerekmektedir. Ne var ki bu, küreselleşme, daha önce ifade edildiği gibi, çok değişik olguların açıklanması için kullanıldığından oldukça zor bir girişim olarak görülmektedir. Bu kavramla bir  yandan çeşitli toplumsal-politik durumlar ifade edilirken, diğer yandan da “yeni’’ uluslar üstü aktörlerin ve genel anlamda politik öznenin politikasına ilişkin söylemin değişikliğine atıfta bulunulmaktadır.

Tartışmanın başlangıcında küreselleşme, parçalanmanın tersi anlamında, Schumpeter’in ifadesiyle “yaratıcı yıkıcı güç’’ olarak tanımlanmaktaydı. Bu tanıma göre küreselleşme kavramı “ikili yapısını’’ ortaya koymaktadır. Bu ikili yapıda homojenleşme ile parçalanma, dünya toplumu ile bölgeselleşme, uluslararası iletişim dili olarak İngilizce ile  dilsel farklılıkların canlılık kazanması v.b. karşı karşıya bulunmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da kavram giderek çoğul olarak kullanılmaktadır. Öyle ki “bir yandan herkesi memnun ederken, diğer yandan da çeşitli küreselleşme fikirleri arasındaki çelişkileri daha keskin biçimde ortaya koymaktadır.’’ Böylece, örneğin ideolojik yakınlaşma ve neo liberal kapitalizmin dünya ölçeğinde yayılması arasındaki uyum, küreselleşme konseptiyle ve ekonomik ilişkilerin iç içe girmiş olması bağlamında açıklanmaktadır. Aynı şekilde, küreselleşme hem bölgeler, ülkeler ve konsernler arasındaki acımasız rekabetin, hem de Asya, Rusya ve Latin Amerika’daki dünya çapında etkili mali krizlerin açıklanması için kullanılmaktadır. Bu kavram özellikle de kültürlerin, inançların ve dünya görüşlerinin yerküre düzeyinde homojenleşmesi süreçlerinin açıklanması için kullanılmaktadır. Ulus devlet sınırları ve buna bağlı egemenlik hakları ve benimsenmiş gelenekler küresel rekabet içerisinde giderek önemini yitirmektedir.

Doksanlı yılların muğlak sözcüğü olan küreselleşme yeni bir dünya düzeni anlamında ‘bölgeselleşmenin’’ ortadan kalkması olarak anlaşıldığında, “dünyanın bütünleşmesine’’ katkıda bulunmaktadır. Dünyanın parçalara ayrılması anlamında ‘bölgeselleşmenin’’ güçlenmesi olarak kavrandığında ise, mekanların küçültülmesini, başka bir deyişle “yeniden etnikleşmeyi’’ ve “yeniden dinselleşmeyi’’ ve dolayısıyla küreselleşmede kaybeden veya küreselleşme mağduru olan ülkelerin gözden çıkarılmasını ve ‘balkanlaştırılması’’nı hedeflemiş olmaktadır. Bu süreçler (küreselleşme ve yeni bölgeselcilik) yukarıda değinildiği gibi büyük bir iki parçalılık içinde devam edecek olursa, öyle görünüyor ki bizlerin de“vahşi ve acımasız bir küreselleşmenin ve bir zorla birleştirme ideolojisinin tanıkları’’ olması muhtemeldir. “

Bir başka “Söz” de buluşmak üzere esen kalın.
 
 ARŞİV
 
 KASIM 03 MART 04  OCAK 05
 ŞUBAT 05  
   
   
 
 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.