- Osman GÜN -

 

 
 E - Posta : oguen@t-online.de  

 

 

DEĞİŞİM

 

Son zamanlarda sıkça kullanılır oldu değişim sözcüğü. Hemen hemen herkeste olumlu bir çağrı oluşturmaktadır. Hani yoldan geçen birine aniden, “değişim sözcüğü sizde ilk anda nasıl bir etki uyandırıyor” diye sorsanız çoğunlukla olumlu anlamına gelebilecek yanıtlar alırız. Bunun böyle olması da gayet doğal çünkü değişim genelde istenerek yapılan bir şey. Değişmek farklı olmak insanın doğasında olan bir duygu, hatta uygarlığın önemli bir itici gücü.
İnsanlık tarih boyunca sürekli bir değişim içerisinde olmuş ve bu değişim teknolojinin gelişmesiyle daha da büyük bir ivme kazanmış hatta baş döndürücü diyebilecegimiz boyutlara ulaşmıştır.
Değişimle gelişim aslında birbirlerini tamamlayan sözcükler. Değişimin olmadığı yerde gelişmekten, gelişmenin olmadığı yerde de değişimden söz etmenin ne kadar anlamsız olacağı hemen hemen herkesin kabulleneceği ortak bir olgu. Bu iki kelimenin içini doldurmaya çalışırsak; gelişme hemen her zaman olumlu iken değişim olumlu olamayabiliyor. Bir insandaki gelişmeyi tamamen pozitif düşünürüz ama değişmeye gelince hemen tek yönlü olmayı düşünemeyebiliriz çünkü değişimin pozitif olmasının yanında negatif olma olasılığı da var.
Birbirini tamamlar olarak algıladığımız bu iki kelime nasıl farklılık gösterebiliyorlarsa aynı şekilde teknolojik gelişmeyle insanlığın gelişimi de birbirlerinden farklılıklar gösterebilmektedir. Hepimiz biliyoruz ki teknolojinin sayısız nimetlerinden yararlanan insanlık, aynı zamanda teknolojinin silahlarıyla biribirini acımasızca ödürüyor, sömürüyor,doğayı ve hayvanları hatta kültürleri yok edebiliyor. İşin bu yanı sanırım hepimizin bildiği bir konu olduğu için, olaya daha değişik bir açıdan yaklaşmak istiyorum.
İnsanlıktaki değişimle, gelişmesinin arasındaki en önemli faktörlerden birisi de değişmenin hızı. Büyük bir hızla gelişen ve emrimize sunulan teknolojik olanakların sosyal hayatımızda da hızlı değişiklikler yapması kaçınılmazdır. Teknolojik hıza ayak uydurmada çok zorluk çekmesek de, sosyal hayatta aynı şeyi söyleyemiyoruz. Sosyal hayattaki hızlı değişiklikler öyle sanıldığı gibi kolay kabul görmüyor. Değişmenin en yoğun yaşandığı göç olayı, bunu en iyi açıklayan sosyal olgu. Buradan hareketle büyük şehirlerde oluşan farklılaşmalara akılcıl bir açıklama getirebiliriz.
Pozitif bilimlerde neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek oldukça kolay. Örneğin fizik kuralları dünyanın heryerinde hemen hemen aynıdır, fakat aynı şey yaşam biçimimizle ilgili olduğu zaman doğrularla yanlışlar birbirine karışıyor. Diğer bir deyişle toplumlardaki farklılıklar hatta aynı toplumdaki yaşanan hızlı değişiklikler toplumun bireyleri tarafından farklı algılandığı için toplumsal farklılaşmalara neden olabiliyor.
Değişimi özümseyebilenler ki; Bu kesimi değişimi gelişime dönüştürebilenler olarak adlandırabiliriz. Bunun dışında kalanlar, yani özümseyemiyenler ise, iki türlü tepki gösterebiliyorlar. Ya değişme adına ipin ucunu kaçıranlar. Bu kesim geçmişine inkarcı bir tutum takınmakta, geçmiş deneyimlerin kazandırdığı olumlu tarafları da değiştirerek değişimi olumlu bir gelişmeye dönüştürememektedirler. Bunun tam tersini ise geçmişten gelen bazı doğrular adına gelişmeye kapalı geleceğini hala geçmişinde arayanlar.
Değişimin ne denli bir toplumsal farklılaşmaya sebep olduğunu tam anlayabilmek için bu çizdiğimiz uç çizgilerin arasında bulunabilecek daha nice farklılıkları düşünmek bile yeterli sanırım. Bu durum değer yargılarının farklılaşmasına neden olmakta ve toplumsal barışı zaman zaman tehdid eder durumlara bile neden olabilmektedir.
Toplumsal yaşamdaki her kurallın bir işlevi vardır. Ama çok ama az. Ama doğru ama yanlış, vardır. Bu kurallar yasalar olabilir, inançlarımızla ilgili vaya geleneksel olabilir. İşlevleri insanlığa hizmet etmektir. Doğru olanın yapılmasını sağlamaktır. Varılmak istenen hedefe giden yollar, yöntemler hedefin kendisi değildirler. Araçtırlar. Bizler ise ama bilerek ama bilmeyerek çoğu zaman aracı kendimize amaç edinmişiz ve de değişmeme adına amacımızdan sapmışız, değişmişiz.
Hedefe ulaşmadaki yöntem değişiklikleri bizleri korkutmamalıdır. Asıl olan amaçtır araç değildir. İnsanlardaki bilerek veya bilmeyerek oluşabilecek değişimi açıklaması bakımından şu örneği vermek istiyorum.
Bundan yaklaşık yirmi yıl önceydi sanırım. Alman ikinci kanalında bir tartışma proğramı seyrediyordum. Bende derin bir etki bırakmış olmalı ki hala bugün gibi hatırlıyorum. Gençlerin çoğunlukta olduğu, bunun yanında değişik kesimlerden uzmanların tartıştığı bir proğram. Konu: “Eğer Peygamberimiz ( Hz.İsa) bugün yaşamış olsaydı, acaba bugünkü Kilisenin yanında mı? Yoksa karşısında mı? Yer alırdı.” Diğer bir deyişle “öz” den ayrılmışmıyız, ayrılmışsak nekadar ayrılmışız. Biçime bağlı kalmakla nere’den uzaklaşmışız ve buna yakın konular ve hemen içime doğan bir hüzün. Bizler acaba ne zaman bazı konuları tartışmaya başlayacağız.
Yapmak istediğimiz bir çok işte acaba buna benzer soruları kendimize sorma cesareti bulabiliyormuyuz. Yoksa çizgimizden ayrılmama adına gerçeklerden asıl ozaman mı uzaklaşıyoruz. Biçime takılıp, hedeften şaşıyormuyuz.
İletişim çağında bize sunulan bukadar informasyonun hangisinin doğru hangisinin saçma olduğuna karar verebilmek ancak kendimizin sağlıklı düşünmeyi öğrenmesiyle olanaklıdır. Ancak sağlıklı düşünebilen insan kendinden emin, değişime açık ve bu değişimi gelişmeye dönüştürebilen insandır.

Gelecek Pencerede buluşmak dileğiyle.

Tümünüzün geçmiş yeni yılınızı ve gelecek Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar sağlık mutluluk ve de başarı dolu günler dilerim.

 
 ARŞİV
 
 KASIM 03 ARALIK 03  ŞUBAT 04
 OCAK 05  
   
   
 
 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.