|
Genel olarak dillere özgürlük gibi düşünceleri savunanlar, eğitimlerini Batı ülkelerinde görmüşlerdir. Batı ülkelerinde ulus-devlet fikri hakim iken, nasıl oluyor da mozaikçi oluyorlar, anlamak mümkün değildir. İsrail'in Lübnan'ı yenmesinden sonra Times Gazetesi muhabiri, Simon Perez'e şöyle bir soru yöneltir.
Lübnan'ı nasıl yendiniz?
Simon Perez şöyle cevap veriyor:
- Lübnan bir mozaikti. Çerçeveyi kırdık. Kısa zamanda Lübnan dağıldı. Lübnan örneği bizim için uyarıcı olmalıdır.
Anayasamızın üçüncü maddesi: 'Türkiye devleti ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir'. Hükmü Türk devleti ve milletinin çerçevesidir. Bu çerçevenin kırılmasına izin verilemez.
Boş yere zaman israf edilmesin.
Devletimizin başka işleri olmalıdır.
Her devlet ve millet, azınlık olup olmadığını kendi anayasalarında belirler. Kopenhag kriterlerinde, azınlıkların korunmasından söz edilir. Azınlık konularını, kendi iç hukukları belirler. 10 Kasım 1994'te Avrupa Konseyi tarafından alınan kararlara göre, farklılıkların korunması vardır, tanınması yoktur.
Halen Avrupa Birliği'ne üye olan 25 devlete, Türkiye'nin önüne sürülen kültür grupları ve dil özgürlüğüne benzer koşullar öne sürülmedi. Yürürlükte olan iç hukukları, olduğu gibi kabul edildi. Kendi hukukları ve Anayasaları olduğu gibi kabul edildi.
A.B. üyelerinin, yeni üyelerin alınması için Veto hakkı vardır. Bugünlerde Yunanistan'a Kıbrıs ve Ege sorunları konusunda taviz verilmediği takdirde, veto hakkını kullanacağı ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği'ne, ön koşulsuz olarak üyeliğimizin kabul edileceğini düşünelim. Avrupa Parlamentosunun 600 üyesi, üye devletlerin nüfusuna göre belirleniyor. 10 sene içinde Türkiye nüfusu 90 milyon olacağı hesap ediliyor.
Avrupa Parlamentosunda, Türk parlamento üyelerinin ağırlıklı bir yere sahip olacağı Avrupalıları kara kara düşündürüyor. Bu şeklide Türkiye'yi bölerek üye yapmak ve Sevr'i gündeme getirmek peşindeler. Bu gerçek iyi bilinmelidir.
A.B. Türkiye'yi, aday kabul etmediği halde dahi, ülkemizi Vali tayin ettiği bir ülke olarak görmekte ve içişlerimize karışmaktadırlar. Türkiye Fransa'nın Korsikasına, Katalanına, İngiltere'nin İRA'sına, İspanya'nın Bask'ına karışmıyor. Türkiye Avrupa Birliği'ne üye devletlerin egemenlik hakkına saygılıdır, onlar da Türkiye'nin egemenlik haklarına saygılı olmalıdır.
Sonuç olarak söyleyeceğimiz sözün özü şudur:
Avrupa Birliği konusunda, gözü kapalı ret cephesinde değiliz. Devletimizin siyasi, iktisadi ve coğrafi durumu, Avrupa birliği üyeliğimizi zorunlu kılıyor. Ancak, zorunlu kılıyor düşüncesi ile devletimizin dayandığı temel ilkelerden taviz verilemez.
Bugün Lozan'ı sulandırarak, Sevr'e kapı aralamanın manası yoktur.
Bir devlet ve millet, başka bir devletin veya devletler topluluğunun himayesi ile varlığını devam ettiremez, birinci sınıf devlet olamaz.
Demokrasi azınlık ve dil konularında yanlış yorumlar yaparak, Avrupa Birliği'ni tek yol gören teslimiyetçi siyasiler ve aydınlar, bizlere yakın tarihimizdeki Damat Ferit Paşa ve yandaşlarını hatırlatıyor. Bugünler yakın tarihimizdeki Kuva-i Milliye Hareketinin örnek alınacağı günlerdir. |