- Nail ÇELEBİ -

 

 
 E - Posta : nailcelebi@nailcelebi.gen.tr  

 

 

AB, KIBRIS, IRAK KRİZİ ve TÜRKİYE

 

Avrupa Birliği, Avrupa siyasetini belirleyici kararların alındığı bir örgütsel yapıdır.Ve ekonomik bütünleşmesi ile beraber parasal bütünleşmesini de tamamlamıştır.Birkaç ülke dışında Euro’ya geçilmiştir.Merkez Bankası kurulmuştur.Şimdi AB’nin siyasal bütünleşmeyi gerçekleştirmesi zamanıdır. Ancak, Tek ağızdan siyasi bir politikanın sergilenmesi mümkün görülmemektedir.Çünkü Siyasi bütünleşme sırasında hazırlanması tasarlanan anayasada üç ihtimal üzerinde durulmaktadır.Bunlardan bir tanesi,yetkileri bir ölçüde sınırlanmış Brüksel modeli.Öbürü , bir konfederasyon sisteminin getirilmesi yahut federal bir Avrupa.Yani Kademeli şekilde federal veya konfederal bir Avrupa’ya geçilmesi düşünülmektedir.Bu fikri taslak da AB yi siyasal bütünleşme de daha uzun süre meşgul edeceği gerçeğiyle karşı karşıya bırakacaktır. Bugün bile Irak savaşı dolayısıyla Avrupa Birliği içinde bazı kayda değer gelişmelerin olması kaçınılmazdır.Nitekim, bir tarafta savaşa karşı olan ülkeler,öbür tarafta ABD’yle birlikte olan ülkeler ve ayrıca aday ülkelerinde ABD’yi desteklemekleri siyasi bütünleşmenin uzun bir süre alacağını göstermektedir. Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin temelini 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşması oluşturmaktadır. Türkiye ile Avrupa arasındaki tek hukuki alt yapı bu belgedir. Ankara Antlaşması ortadan kaldırıldığında ne ortalık ilişkisi ne üyelik vokasyonu ne de Gümrük Birliği kalır.AB üyelik şartı için Ankara Antlaşmasının mutlaka muhafaza edilmesi veTürkiye tarafından savunulması gerekir. Avrupa ile ilgili esas kararlar en üst düzeyde alınmaktadır.Bir Avrupa Birliği Komisyon Başkanının Türkiye’ye yaptığı en son ziyaret 1963 tarihini taşımaktadır;yani 40 yıldır Türkiye’ye uğramamıştır.Kıbrıs Rum tarafına gitmiştir.Bütün Doğu Avrupa’yı gezmiştir,Türkiye’ye gelmemiştir. Avrupa ailesine girmek istiyorsak,Avrupa birliğiyle ile ilgili politikalar yürütülürken,Devlet Başkanları düzeyinde temaslar yapılmak zorundadır.Alt düzeyde bir devlet memuruna söylenmesi,bir diplomatımızın giderek birisine söylemesinin hiçbir kıymeti yoktur.Doğrudan doğruya Avrupa Birliğinin karar verici makamlarının karşısına oturarak,gözünün içine bakarak ve de söylenmesi gerekenleri söyleyerek başarılı olunabilir.Kısaca,”haksızsınız,bize haksızlık yapıyorsunuz”demek gereklidir.Bugüne kadar böyle bir yol izlenmemiştir.Size yapılan haksızlıklara “hayır” diyecek cesaretiniz olacak. “hayır” demesini bilemezseniz,ülkenizi savunamazsınız.”efendim,ben çok centilmenin ,çok naziğim,çok alçak gönüllüyüm,çok ince ruhluyum” gibi değerler insanlar içindir,devletler için değildir.Devlet alçakgönüllü olmaz,”önden siz buyurun” demez.Devlet,hakkını korur,devlet çıkarını korur.Yapamıyorsanız,mizacınız müsait değilse bırakacaksınız,bunu yapacak insanlar göreve gelecek.Türkiye’nin geçtiğimiz yıllarda çektiği sıkıntılar bu nedenlerden ileri gelmiştir. Eski adı AET olan AB ile Ortaklık antlaşmamızın ikinci aşaması olan ve Geçiş şartlarımızı düzenleyen Katma Protokol 01 Ocak 1973 tarihinde düzenlenmiştir. Ekim 1978 tarihinde Türkiye,Dördüncü beş yıllık Plan süresince yükümlülüklerimizin dondurulması talebinde bulunmuştur. 12 Eylül 1980 den sonrada ilişkilerimiz askıya alınarak mali yardımlarda durdurulmuştur. 1980-1986 yılları arasında biz Ülke olarak kendimizle uğraşırken İspanya,Portekiz ve Yunanistan ın üyelik talepleri kabul edilmiştir. 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye Tam üyelik için AET(AB)ye başvurmuştur. 1960 tarihli Londra ve Zürich Antlaşmaları ve bu anlaşmaların içindeki Garanti Antlaşmasının 2.maddesi ile Kıbrıs Anayasası gibi hukuki metinler”e rağmen bunlar çiğnenip 1990 yılında Güney Kıbrıs Rum kesiminin adaylığı kabul edilmiştir. 22 Haziran 1993 tarihinde,Kopenhag da yapılan zirvede yeni üyelerin siyasi,ekonomik ve hukuk alanında alması gereken koşullar belirlenmiştir. Kopenhag zirvesi,2002’nin sonunda bize verdiği tarihle ve onun formülasyonuyla aslında bizi üyelik ihtimalinden uzaklaştırmıştır.Buna karşılık Güney Kıbrıs’a üyelik imkanını açmıştır.Hem o kadar açmıştır ki Kıbrıs”da Annan paketini kabul etmeseler dahi üye olacakları kendilerine söylenmiştir.Daha da ileri gidilmiştir; Türk tarafının Annan paketini kabul etmesi ve Rum kesiminin kabul etmemesi durumunda bile Güney Kıbrısın AB ye üye olacağı kendilerine söylenmiştir. Annan paketi,3 ncü Genel Sekreterin paketidir.Birincisini Türk tarafı yani Sayın Denktaş olduğu gibi kabul etmiştir.İkincisini de %90 oranıyla kabul etmiştir.Karşı taraf her ikisini de reddetmiştir. Kimse dış politika da gerçek niyetini açıkça söylemez.Annan paketinin birçok mahzuru var;fakat birinci mahzuru, iki bölgeliliğe son vermiş olmasıdır. 1997 yılının Aralık ayında AB nin genişleme sürecine ilişkin Stratejik Öncelikler ile Tercihlerin belirlendiği ve 11 üyenin adaylığının kabul edildiği Lüksenburg Zirvesinden Türkiye dışlanmıştır.Aynı zirvede Türkiyenin Devlet yapısı ve sosyal dokusunu etkileyecek azınlıklar, Kıbrıs ve Ege hakkında siyasi nitelikli kararlar alınmak istenmiştir.Bu sonuç;Türkiye nin AB ile devam eden siyasi diyaloğunu kesmiştir. 57.Hükümetin görev yaptığı 10-11 Aralık 1999 tarihinde yapılan Helsinki Zirvesinde Türkiyenin AB ye tam üyeliği tesçil edilmiştir. Bu zirveden sonra. AB Komisyonunun Türkiye den beklediği adımlara ilişkin görüşlerin yer aldığı Katılım Ortaklığı Belgesi 57.Hükümet döneminde hazırlanmıştır. Katılım Ortaklığı belgesinde öngörülen Ulusal Programda 19 Mart 2001 tarihinde hazırlanarak Meclisin onayından geçirilmiştir. Bu çalışmalara rağmen,14-15 Aralık 2001’de yapılan Lakon toplantısında 21-22 Haziranda yapılan Sevilla toplantısında , Kıbrıs Rum Yönetiminin,Avrupa Birliğine üyeliği konusunda kararlı bir tutum izleyen Avrupa,Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için aynı kararlılığı göstermemiş,tersine ciddi bir belirsizlik yaratmıştır. 1993 yılında yapılan Kopenhag zirvesi de Türkiye’nin beklentilerini karşılamamıştır.Çünkü Kopenhag zirvesi öncesi yoğun olarak yürütülen kampanya ile Türkiye, tam üyelik müzakerelerinin 2004 yılında yeni üyeliklerin kesinleşmesinden önce başlatılmasını hedeflemiştir.Doğru bir hedefti.Ancak Türkiye’ye ilişkin değerlendirmenin 2004 yılı sonunda yapılması ve siyasi kriterler yanında ekonomik ve hukuk alanındaki olmazsa olmaz koşulların yerine getirilmiş olması halinde müzakerelerin gecikmeksizin başlatılması yönünde karar alınması,hedefimiz açısından beklentilerimize cevap olmamıştır.. 2003 yılında müzakere takvimi istedik-2004 yılının Aralık ayı belirlenmiştir.Niçin 2004 Mayıs değil de Aralık;çünkü 2004 yılının Mayısında Rumların üyelik süreci bitecektir.Kıbrıslı Rumlar ,tam üye olacak ve 2004 yılının Aralığına gelindiğinde bize “Bir tarih verilsin mi?Verilmesin mi?”sorusuna veto hakkına kullanacaklardır.Rumlar derse ki “Türkiye’ye üyelik tarihi vermeyelim”verilmeyecektir. Avrupa Birliğinin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması konusundaki yaklaşımı, Kısaca,” Benim,2004 yılı sonuna kadar işim çok, genişlemeyle meşgul olacağım, Avrupa parlamentosu seçimleri var.Dolayısıyla biz,2004 yılı sonunda Türkiye’yle tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasını değerlendireceğiz”şeklinde olmuştur. 2004 Aralığına bırakılmasının bir diğer nedeni de, Helsinki Belgesinin içinde yer alan,Ege sorununun 2004’ün sonuna kadar çözülmesi veya Divana gitmek kararı karşısında”Türkiye ile daha evvel müzakereleri başlatırsak,Türkiye bu sorunu Divan’a göndermez” diye de düşünmüş olmalarıdır. Özetlersek,Kopenhag zirvesi,2002’nin sonunda bize verdiği tarihle ve onun formülasyonuyla aslında bizi üyelik ihtimalinden uzaklaştırmıştır.Buna karşılık Güney Kıbrıs’a üyelik imkanını açmıştır. Kıbrıs’ın Avrupa Topluluğuna üyeliği kesinleşince,Gümrük Birliği nedeniyle,Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanımak zorunda kalacaktır.Bu nedenle şimdiden tanımama durumunun haklılığını temin edebilecek diplomatik protestolarını ortaya konması ve bunların kayıtlara geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü, Zirve toplantıları bağlayıcı kararlar alamaz.Zirve,sonuç bildirisi yayınlar.Bunların bağlayıcı hale dönüşmesi,Avrupa Topluluğu organı olan kurulların alacakları kararlara bağlıdır.Kıbrıs’ın önünde daha neler var?Bir kere Kıbrıs’la müzakereler tamamlanacak,Katılım Antlaşması imzalanacak.Ondan sonra da bütün Avrupa Birliğine üye devletler,kendi anayasalarına göre bunu onaylayacaklar.Arkasından konu Avrupa Birliğine gelecek.Avrupa Birliği de komisyon görüşünü hazırlayıp konseye gönderecek,konsey parlamentodan “üye olması uygundur” diye karar alacak.Bu karar süreçleri işledikden sonra oybirliğiyle Bakanlar Konseyi yeniden karar alacaktır. Esasen,Avrupa Topluluğuna üyeliğimiz ile,Kıbrıs sorununun çözümü arasında doğrudan bir ilişki yoktur.Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği Kıbrıs’ı vermeye bağlanıyorsa ,zaten üyeliği yok demektir.”Ege’den vazgeç,Kıbrıs’tan vazgeç,Güneydoğudan vazgeç,ondan sonra seni alacağım”şeklinde bir değerlendirmeye doğru gider ki bu yaklaşım kabul edilemez bir yaklaşımdır. Biz gururumuzu korumayı,Patriot’la korunmaya tercih ederiz. Bu yaklaşıma rağmen,Türkiye AB yolundan geriye dönmemelidir.Çünkü gelinen nokta da Türkiye ne bir Ortadoğu Devleti olabilir,ne bir Asya Devleti olabilir.Türkiye,bir Avrupa Devletidir.Avrupa Devleti olarak da Avrupa birliğiyle olan ilişkilerini değişik alternatifler açısından değerlendirmek durumundadır. Ayrıca,Kıbrıs sorununun,Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde hatta Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle müzakerelere başlamasında engel oluşturmasının,Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliğine tam üyeliği için nasıl engel oluşturmadığı hususu ,Avrupa’ya sürekli sorulmalıdır. Avrupa Topluluğu da ne derse desin,en azından kamuoyu bakımından Türkiye’yi kendi içine almaya şu anda hazır değil ve o bakımdan da Türkiye’ye karşı dürüst değildir.Bu üyeliği geciktirmek ve topu Türkiye’ye atmak için sürekli olarak bir şeyler çıkartacaktır. Türkiye her zaman üyeliği ertelenen bir durumda kalacaktır.Dolayısıyla realist olmak lazım.Türkiye,çok acele etmek imkanına sahip değildir. Bu tespitlerimize rağmen,biz,geleneksel politikamızdan vazgeçmeyelim.Fakat bununla birlikte biraz daha Avrupa Birliğine karşı mesafeli bir tutum sergilemekte yarar vardır. Onun için bizim ,kendi ulusal çıkarlarımızı göz önünde tutarak , bu birliğe girip,girmemede karar verilmesi gerekir” diye düşünüyorum. Bize göre,Avrupa’nın her zaman stratejik,siyasi ve iktisadi haritasının bir parçası olan Türkiye’nin onurlu bir şekilde AB ye katılımı ,ayrıca Avrupa Birliğinin uluslar arası konumunu güçlendirecek ve küresel bir aktör olmasına emsalsiz bir katkıda bulunabilecektir. Ayrıca,Avrupa Birliğinin,Irak krizi konusunda etkin rol üstlenmekte karşılaştığı sıkıntılar,bir anlamda Türkiye’nin üyeliğinin özellikle dış politika ve güvenlik politikası alanında sağlayacağı potansiyelin de altını çizmektedir. AKP Hükümeti tarafından Irak savaşı dolayısıyla takip edilen politika,siyasi kadronun başarısızlığıdır.Mevcut iktidar, Türkiye’nin çıkarlarını korumak yada Savaş taraftarı olmak arasında ikilem yaşamıştır. Bu ikircikli politika maalesef Amerika’yla ilişkilerimizi gerer bir duruma sokmuştur. Türkiye,Avrupa birliğiyle Kopenhag zirvesinden müzakerelerin başlatılması kararını almak için müzakere ederken ,3 Kasım seçimlerinde iktidar partisi olarak seçilmiş Genel başkanının,Kopenhag zirvesinden 2 gün önce ABD’yi ziyaret etmesi yanlış olmuştur. Sonuçta Türkiye’nin Irak krizi bağlamında geldiği nokta, gerçekten Türkiye’nin yalnızlaştığı,hem yakın müttefiki ABD’yle ilişkisinin zedelendiği,hem de ABD’yle bu konuda karşıt konumlarda olan AB üyeleriyle de yakın bir iş birliğini tesis edemediği bir tuhaf durum ortaya çıkarmıştır.

NAİL ÇELEBİ

21.Dönem MHP Trabzon Milletvekili

 
 ARŞİV
 
 KASIM 03 OCAK 04  MART 04
 AĞUSTOS 04 ARALIK 04 ŞUBAT 05
 MART 05  
   
 
 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.