TÜRKÇE MEALLERDE TERCÜME HATALARI

Kur’an’ı yaşamak, hayata geçirmek ve “tebliğ” emrini yerine getirebilmek, şüphesiz onu iyi ve sağlıklı bir şekilde anlamakla mümkündür. Hatalı, eksik ve sadece örfi kavramlara dayanarak, Kur’an metninin doğru anlatılması mümkün değildir. Hepimizin malumu olduğu üzere Kur’an Arapça nazil olmuştur. Dolayısı ile Kur’an, gerek kendi dilinde ve gerekse tercüme edildiği dillerde, Allah’ın kullandığı; kavram, deyim ve kelimelere dikkat etmek ve onları asli manalarında kullanmak elzemdir. Yoksa, yapılan tercüme ve tefsirlerden mutlak fayda elde edilmesi söz konusu olamaz. İlerleyen bölümlerde vereceğimiz misallerde, özellikle Kur’an’ı Türkçe’ye çeviren mütercimlerin, fıkıh, kelam, tasavvuf ve hadis ilminin etkisinde kalarak nasıl tercüme hataları yaptıklarını göreceğiz. Yukarıda saydığımız ilimlerin temeli Kur’an iken, mütercimlerimiz neredeyse –başta fıkıh olmak üzere- bu ilimleri Kur’an-ı Kerim’in temeli saymışlardır. Bunda bir kasıt yoktur. Ama kastın olmayışı Kur’an tercümelerinin muamma haline dönüşmesine engel olamamıştır.

Şüphesiz Kur’an, alem şümul bir kitaptır. Hicaz bölgesinde ve Arapça (o dönemin arapçasıyla) olarak inmiştir. Arapça da zaman içinde bütün diller gibi değişime uğramış, kelime ve kavramlarda anlam kaymaları olmuştur. Şunu muhakkak beyan etmek gerekir ki; Kur’an üzerine yüzlerce tefsir yazılmış iken, Kur’an ve Arap dili üzerinde günümüze kadar ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Her ne kadar art niyetli bir çalışma olduğunu söylesek de son 200 yıldır müsteşrik (oryantalist)lerin, Kur’an ve Arap dili üzerine yaptıkları lügavi ve ıstılahi çalışmalar çok kıymetli bir literatür meydana getirmiştir. Öyle ki ; hicaz dönemindeki dili ve cahiliyye şiirini inceleyip Kur’an’ın anlaşılmasıyla ilişkilendirmişlerdir. Bir çok kavram ve kelimeyi Kur’anın insanlığa bağışlandığı dönemdeki manası itibariyle incelemişlerdir. Bizim alim ve mütercimlerimiz, birbirinden –tabiri caizse- kopya ederek tercüme neşretmekten öteye gidememişlerdir. Müslüman dilciler tarafından yapılan lügatların bir çoğu Kur’an tercümelerine bakılarak yapılmış ve böylelikle Kur’an dil bilimi büyük bir kısır döngü içine sokulmuştur. Burada şunu tekrar zikretmek gerekir ki; müsteşrikler –niyetleri ne olursa olsun- İslam’ın bilim dili olan Arap dili ve belağatına büyük bir arşiv kazandırmışlardır.

Kelime ve kavramların zaman içinde farklı manalar kazanmasına ve bu manaların zaman içinde değişip durmasına rağmen, bu değişikliklerin dikkate alındığı, kelime, deyim ve kavramların kronolojik değişimine uygun olarak hazırlanmış ciddi bir çalışmadan ne yazık ki söz edilemez.
Kur’an’da geçen kelime ve terkiplerin, gerek dilbilim ve gerekse söz sanatları açısından tahlil edilmesine yardım edecek kaynaklar ilk dönem alimleri tarafından vücuda getirilmiştir. Ama bu bir sisteme ve kaideye dayalı olarak yapılmadığı gibi dağınık ve parça parça yapılması sebebiyle azami bir fayda sağlayamamıştır. Ne yazık ki; günümüze kadar bu böyle gelmiştir. Bu kadar teknik imkanlara rağmen hala elimizdeki malzeme dağınık ve paramparça bir vaziyettedir.

Müsteşriklerin özellikle, kelimelerin lügat ve ıstılah manaları üzerinde durmaları dikkate şayandır. Şüphesiz ki; müsteşrikler bütün bu çalışmaları, İslam dinini yalanlamak ve insanları vesveseye düşürmek için yapmışılar ve organize bir şekilde yapmaya da devam etmektedirler. Hatta bu iş için Avrupa’nın bazı ülkeleri büyük ödenekler ayırmışlardır. Lakin bu durum, onların kelimeleri çok iyi inceleyip bilimin hizmetine sunduklarını görmezden gelmemize engel değildir.

Türkiye’de yapılan Kur’an çevirileri veya diğer bir deyişle mealleri yukarıda da beyan ettiğimiz gibi ne yazık ki; ya Arapça’ya vakıf olmayanlar veya ciddi bir çalışma yapmaksızın diğer meallerin üzerine isimlerini yazan ve ticari kaygı taşıyan insanlar tarafından yapılmıştır. Özellikle Merhum Hasan Basri Çantay ve Elmalı’nın mealleri, kelimeler biraz değiştirilerek veya sadeleştirilerek, yeni yapılmış tercüme diye okuyucuya sunulmuştur. Bu sebepledir ki; baştan yapılagelen hatalar devam ettirilmiştir. Kısaca bu güne kadar yapılan mealler Kur’an’ın ruhunu yansıtmaktan uzaktır. Elmalı, Ömer Rıza Doğrul ve son dönemlerde Mustafa Sabri Hizmetli dışında yapılan meallerde özgün ve emek verilmiş bir çalışma görmek mümkün değildir. Merhum H. B. Çantay’ı kopya ettikleri o kadar açıktır ki; neredeyse bazılarının mealleri Merhum’un mealinin “tıpkı basımı” niteliğini taşımaktadır. Bu görüşe, -yazının ilerleyen bölümlerinde de geniş yer vereceğimiz- waw-ı kasem’i (yemin wawı) misal olarak verebiliriz. Merhum, nerede bir waw gördüyse, onu waw-ı kasem sayıp Allah’a orada yemin ettirmiştir. Aynı yanılgıyı kopyacılarında da görmek mümkündür.
Meallerdeki hataları tespit ederken, İslam alimlerini eleştirmek gibi bir maksadımız yoktur, -ki; bu haddimiz de değildir.- Şimdi, bizim tespit ettiğimiz tercüme hatalarına geçiyoruz.
Hatalar bizim doğrular Allah’ındır.

Müddesir 4

“Elbiseni de temizle” Ali Bulaç
“Elbiseni (pislikten)temizle” Ahmet Ağırakça
“Ve elbiseni artık temizle” Elmalılı
“Temizle giysini” Y. Nuri Öztürk

Ayet, tamamen fıkıh kaidelerinin etkisinde kalınarak tercüme edilmiştir. Namazın rüknü olan “taharet” anlaşılmıştır. Oysaki; bu ayet inen ilk ayetlerdendir. O dönemde taharet mevzusu asla yoktur. “ve siyabeke fettahir” “kendini arındır” manasını içeren bir deyimdir. Yani “ Ey örtünüp bürünen, kalk ve duyur/uyar. Rabbini yücelt. Kendini arındır, pislik/kötülükten uzak dur.”

Birinci ayette de bir deyim kullanılmakta, bildiğimiz gerçek örtü değil; “kendisine uyarı geldiği halde kenara çekilip bekleyen/ dinlenen” manası var.

Nisa 34

Bu ayetin, tercümesini vermeden yapılan Türkçe çevirilerden birkaç örnek verelim.

Erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür. (34) Ali Bulaç

Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Diyanet Vakfı

Allâh, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar itâ'atkâr olup, Allâh'ın kendilerini korumasına karşılık (Allâh'ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına aslâ ihânet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size itâ'at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allâh yücedir, büyüktür Süleyman Ateş

Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kerre Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kenidlerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasıhat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor Elmalılı Hamdi Yazır

Ayet-i Kerime görüldüğü üzere fıkıh kaidelerindeki; kadının aşağılanması ve hakir görülmesi düşüncesine uygun tercüme edilmiştir. Şimdi ayeti bölümler halinde tercüme ederek Allah’ın insanlara ne emrettiğini ortaya koymaya çalışacağız İnşallah.

“Erkekler, kadınları gözetmek/ korumakla yükümlüdür. Allah, insanların bazılarına değerlerine göre üstün yetenekler vermiştir. (Bizim Türkçe çevirilerde hemen erkeğin kadından üstün olduğu yorumu yapılmaktadır. Mesela;Ayet, “Erkekler kadınlardan daha üstün ve onların hakimidirler” diye tercüme ediliyor. “kavvamune “kelimesi hakim, hükmeden” olarak çevriliyor. Aynı surenin 135. ayetinde kavvamine kelimesi,aynı mütercimler tarafından “gözetin” diye çevrildiğini görüyoruz.Faddale kelimesini de üstün olarak çevirmişler. Aslında bu ayette öyle bir şey anlatılmamakta. Anlatılan; yetenek ve özellik farklılıklarıdır. Çünkü ba’duhum kelimesindeki hum zamiri tüm topluluk içindir. Kadın ve erkek ayrımı yapmamaktadır)

“Erkekler evin geçiminden sorumludur. İffetli kadınlar, boyun eğer/ emirlere teslim olur ve Allah’ın korumasını emrettiğini/namuslarını tek başlarına kaldıklarında da korurlar” ( “emirlere teslim olur” ifadesindeki emirlerden kasıt, Allah’ın emirleridir.)
“Kötü niyetlerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın. Devam ederlerse onları çıkarın/ yanınızdan uzaklaştırın. Ancak sizi dinleyip vazgeçerlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah Yücedir, Büyüktür” (yukarıda verdiğimiz Türkçe çevirilerin dördünde de “vedribhunne” kelimesi “kadınları dövün” olarak tercüme edilmiş. Bu tamamen hatalı bir tercümedir. DARABA kelimesi Arapça da en çok manaları olan kelimelerden birisidir. Türkçe’ye girmiş olan darbımesel, darphane, darbe gibi kelimeler bu kökten gelmektedir. Ayrıca Arapça’da “dışarı çık” “grev” ve “protesto” manalarını da içermektedir. Bu ayette, vedribuhunne kelimesi dışarıya çıkarmak, başka bir yere göndermek anlamını taşımaktadır. Yani kısaca “eğer uslanmazsa onu geldiği yere gönderin” manasını vermek mümkündür. Rad suresinin 17. ayetinde aynı kelimeyi “açıklamak” olarak tercüme eden mealcilerimiz bu ayette, aşağıda birkaçını vereceğimiz uydurulmuş hadislerden etkilenerek bu tercümeyi uygun görmüşlerdir. Yoksa Rum suresinin 21. ayetinde “ kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda ibretler vardır.” Buyuran Allah, diğer ayetlerde kadını erkeğe neden dövdürsün ki;
yukarıda verdiğimiz tercümelere baktığınızda Ali Bulaç’ı diğerlerine nazaran biraz insaflı görürsünüz. Hafifçe dövün diye tercüme etmiş. Hafifçeyi nereden buldu bilmiyoruz.ayette böyle bir ifade yok.
Türkçe çevirileri yapanların kadına bakışını etkileyen uydurulmuş hadislerden bazıları:
* Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. Buhari
* Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında bir tane alaca karga gibidir. Buhari
* Namaz kılanın önünden, eşek, siyah köpek ve kadın geçerse namaz bozulur. Buhari
* Eğer bir kimsenin Allah’tan başka birine secde etmesi mümkün olsaydı. Kadının kocasına secde etmesi gerekirdi. Buhari
* Doksan dokuz kadından biri cennete, kalanı cehenneme girecektir. Buhari
* Nikah kadınlar için bir çeşit köleliktir. Buhari
Bu uydurulmuş hadisler çerçevesinde Kur’anı anlamaya çalışanların elbetteki Kur’an’daki kadın erkek ilişkilerini düzenleyen ayetleri doğru çevirmeleri mümkün değildir.
Aynı kelime VEDA HUTBESİNDE de kadınları dövmek olarak tercüme edilmiştir. Bu da hatalı bir tercümedir.

Bakara 106

Önce yapılan tercümeleri veriyorum

Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin? Diyanet İşleri

Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiç bir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten her şeye güç yetirendir. (106) Ali Bulaç

Biz bir âyeti siler veya unutturursak ondan daha iyisini, ya da benzerini getiririz. Allâh'ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi? Süleyman Ateş

Biz bir âyetden her neyi nesih veya insa edersek ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz, bilmez misin ki Allah her şey'e kadir, daima kadirdir. Elmalılı

Biz neshettiğimiz veya, unutturduğumuz bir ayetin yerine ya ondan daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücünün yettiğini bilmez misin? Şaban Piriş
Yukarıda birkaç mütercim (tercüme eden)den tercümesini verdiğimiz bu ayet, İslam tarihi boyunca en çok tahrif (değiştirilmiş, üzerinde oynanmış) edilmiş ayetlereden birsidir. Bu ayet bahane edilerek Kur’an’ın bazı ayetlerinin hükmü üzerinde oynanmıştır.

Bu ayeti yanlış tercüme ve tefsir edenler, Kur’anda bir NESH varlığından söz ederler.
Nesh kelimesinin manasını ve Kur’an ayetlerini çarpıtmada ki etkisini vermeden meselenin daha iyi anlaşılması için ayetin doğru tercümesini aşağıya alıyorum.

Biz, daha iyisini ve benzerini getirmedikçe bir mesajı/ belgeyi yürürlükten kaldırmaz ve onu unutturmayız. Allah her şeye gücü yetendir.
Yukarıdaki tercümelerde ve İslam dünyasının neredeyse bütün müfessirleri (tefsir edenler) bu ayeti Kur’an’ın içinde “ayet ayetin hükmünü kaldırır” yorumunu yapmışlardır. Yıllarca böyle süregelen bu fikri desteklemek için ayeti tercüme edenler gerçekte ayette olmayan kelimeleri de ayete eklemişlerdir. Mesela; yüz binlerce basılıp dağıtılmış olan Diyanet mealinde “herhangi bir ayetin hükmünü ortadan kaldırırsak” ifadesi geçmekte, buradaki “hüküm” kelimesi tamamen uydurmadır. Ayetin orijinalinde yoktur. Bunu koymalarının sebebi; nesh meselesinin Kur’an’ın içinde olduğu vurgusunu yapmak içindir. Halbuki; Allah, Kur’an ayetlerinden söz ederken sürekli olarak, ayetin çoğulu olan AYAT kelimesini kullanmıştır. Diğer kitaplardan, delil, belge ve mucizeden söz ettiği zaman da AYET kelimesine yer vermiştir.

Nesh: Aslında bu konu tefsir usulü kitaplarında sayfalarca yer tutar. Kabul edenler, kabul etmeyenler, görüşler… Biz burada bir usul bilgisinden çok, pratik olarak nesh nedir? Nesh kullanılarak neler yapılmaya çalışılmıştır, onları anlatmaya çalışacağız inşallah.
Nesh, kelime olarak yürürlükten kaldırmak, geçerliliğini kaybetmek anlamlarını taşır. Bu Kur’an’ın içinde bir ayetin diğer bir ayetle değiştirilmesi veya hükmünün kaldırılması olarak anlaşılmış ve bu anlayışla çok büyük hatalar yapılmıştır. Hataların yanında Kur’an’a da iftiralar atılmıştır.

Nesh bahane edilerek 500’e yakın ayet hükmü üzerinde oynanmış ve büyük tahrifatlar yapılmıştır. Kur’anda zina suçuna recm uygulanmadığı ve zinanın cezası çok açık olduğu halde, hükmü baki metni mensuh (ayet yazılı olarak Kur’anda yok ama hükmü devam ediyor,) bir ayet olduğu iddia edilmiştir. İddia sahiplerine Peki ayet neden Kur’anda yok diye sorulduğunda iddia korkunç; Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a hakaret ve iftira niteliği taşır. Keçi ayeti yemiş, Hz. Ömer’de: eğer insanlardan çekinmeseydim ezberimdeki o ayeti Kur’ana eklerdim demiş –ki bunu uyduran Hz. Ömer’e de büyük bir iftirada bulunmuştur.(Nasih Mensuh hakkında daha fazla bilgi için; Tefsir Usulü- İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü ve Tarihi- Muhsin Demirci)
Gittikçe neshin konusu genişletilmiş ve alabildiğine istismar edilmeye başlanmıştır. Kur’an’dan hoşlarına gitmeyen –görüşlerini desteklemeyen- ayetleri, nasih mensuh usulüne sığınarak hükümlerini geçersiz kılmışlar, Hatta bazı hadisler bazı ayetlerin hükmünü nesh ettiğini iddia ederek, uydurdukları hadisleri, Allah’ın ayetlerinin önüne geçirmeye çalışmışlardır.
Hatta bazı usulcüler şöyle bir sıralama bile yapmışlardır.
1- Ayetin ayeti neshi (hükmünü ortadan kaldırması)
2- Ayetin hadisi neshi
3- Hadisin hadisi neshi
4- Hadisin Ayeti neshi -ki asla böyle bir şey mümkün değildir.- Hiçbir söz Allah’ın sözünün hükmünü ortadan kaldıramaz.

Özet olarak, Kur’anda bahsedilen NESH, Kur’an’daki ayetlerin birbirinin hükmünü kaldırması değil, Kur’an’dan önceki kitapların Tevrat, Zebur ve incilin,Kur’an-ı Kerimin inmesiyle hükümlerinin kaldırılmasıdır. Nitekim Nahl suresinin 101. Ayetinde Cenab-ı Hakk bunu açık olarak ifade buyurmaktadır.
“Biz bir mesajın/belgenin yerini başka bir mesaj/ belge ile değiştirdiğimizde, onlar, Allah’tan indiğini iyi bildikleri halde “sen sadece uyduruyorsun” derler. Hayır/ asla öyle değildir. Ama onların çoğu bilmeyen, anlamayan kimselerdir.”
bu ayet-i kerime çok açık gösteriyor ki; muhatap Ehli Kitaptır. Yoksa sahabenin, Kur’an’a iman eden müminlerin Resulullah Efendimize “sen uyduruyorsun” demeleri mümkün olamaz. Bu ayet tek başına bile Kur’an içinde Neshin olamayacağının ispatıdır.
 

Selahaddin Serdaroğlu

( selahaddinserdaroglu@mynet.com )