EBU HUREYRE’YE İSNAD VE İFTİRALARA REDDİYE

 

Sayın Ali İhsan Bey, Ebu Hureyre (R.A) hakkında yazdığınız yazıda müspet tenkitten ziyade ağır bir cerh ve aşağılama mevcut. Bunu asla doğru bulmuyorum. Art niyetli olduğunuzu düşünmüyorum. Yalnız beslendiğiniz kaynak olan Mahmud Ebu Reyye’nin kitabı “Adva ala Sünnet-il Muhammed” * tamamen müsteşriklerin ve Yahudilerin oyununa gelen, mutezile imamlarının etkisiyle yazılmıştır. İnşallah, yazının devamında bu iddiayı delillerle ispat etmeye gayret edeceğim. Asıl mevzumuza geçmeden evvel Mahmud Ebu Reyye’nin art niyetli biri değil, müsteşrikler tarafından aldatılmış bir Müslüman olduğunu da beyan etmek isterim.

Ebu Hureyre ile ilgili mülahazalara başlamadan evvela, müsteşriklerden birkaçını sayarak, İSLAM içinde yaptıkları ve halen sürdürdükleri tahribat üzerinde durmak elzemdir diye düşünüyorum.

Müsteşriklerin genelini Yahudiler, rahipler ve sömürgeci devletlerin gizli örgütleri tarafından yetiştirilen şark bilginleri teşkil eder. İslam dünyasına fitne sokmak, bölüp parçalayıp sömürmek için hususi görevlerle buralara gönderilirler. İslam dinini bir çok İslam bilgininden daha iyi yorumlarken sözüm ona, tarafsız bir tablo görüntüsü arz ederek, bizim bazı saf münevverlerimizi de kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardır.

Müsteşriklerin en meşhurlarından biri olan İgnaz Goldziher, tefsir dalında birçok İslam aliminden önce anılır ve daha çok itibar görür. Halbuki bu kafir, Resul-i Ekrem Efendimize “vehmediyor, o sözleri kendisi üretiyor” deme cüretini göstermiştir. Bizim münevverlerimiz bunda ne buldu bilmiyorum. Dönemimizin saygın alimlerinden Mustafa İslamoğlu bile bu kervana katılmış ve sanki başka tercüme edilecek kitap yokmuş gibi Goldziher’in “Tefsir Ekolleri” isimli kitabını Türkçe’ye tercüme etmiştir.

Fransa, hususi olarak şarkiyat ilmiyle uğraşan Massingnon, Blaser ve daha bir çok genci gizli servis ajanı statüsünde görevlendirmiştir. Fransa’nın ve İngiltere’nin sömürgeci birer devlet olmasında bu ajanların büyük rolü olmuştur. Dış işleri bakanlığının İslam ve Araplar bünyesinde çalıştırılırlar. Onlar oradan sürekli fitne ve fesat yayarak İslam Dünyasının bölük pörçük olmasını sağlarlar.

Yeri gelmişken söyleyeyim; başlı başına bir konu teşkil eden “Büyük Ortadoğu Projesi” aslında Büyük İsrail Projesidir. Yani, Arz-ı Me’vud –vaad edilmiş topraklardır. Bunun temelini ilk çağlardan buyana bıkmadan usanmadan çalışan müsteşrik müesseseleri ve onlara bilerek yada bilmeden uyan zavallı Müslümanlar atmışlardır. Rudi Paret isimli müsteşrik mel’un “Kur’an üzerine düşünceler” isimli kitabında, Kur’an ve Peygamber Efendimize ağza alınmayacak hakaretler etmektedir. Bahis mevzuu kitabı İslami(!) yayınevi iddiasında olan Bilgi Vakfı yayınları tercüme etmiş ve yayınlamıştır. Müsteşriklerin hiçbir düşüncesini kayda değer bulmadığım için buraya almıyorum. Yalnız ne olursa olsun içinde müsteşriklerin düşüncelerinin yer aldığı yayınlardan uzak durun. Onların içinde muhakkak ki; tamiratı mümkün olmayan tahribatlar yer almaktadır. Aslında yazıya başlarken müsteşrik mel’unlar hakkında tafsilatlı bilgi ve görüşlerini serdetmeyi düşünüyordum. Lakin bunun abesle iştigal olacağını düşünerek vazgeçtim. Asıl mevzumuza dönüyorum.

EBU HUREYRE KİMDİR?
Ebu Hureyre, İbni Hacer El Askalaniye göre, üç tane farklı ismi mevcuttur. Bunların en meşhuru Abduşşems ed Devsidir. Yemenin Devs Kabilesinden olduğun için ona Devsi denmiştir. Müslüman olduktan sonra Resulullah tarafından ona Abdurrahman ismi konmuştur.

Ebu Hureyre olarak anılmasını da kendisinden İmam Tirmizi şöyle rivayet eder; “Yakınlarımın sürüsünü otlatıyordum. Küçücük bir kedim vardı. Geceleri onu ağaç kovuğuna yerleştirir, gündüzleri ise yanıma alıp oynardım. Onun için bana kedinin babası veya kedinin koruyucusu anlamına gelen Ebu Hureyre künyesi konmuştur.

Mahmud Ebu Reyye, kitabında bu durumu bile Ebu Hureyre’nin aleyhine menfi bir durummuş gibi ele almış ve insafsızca eleştirmiştir. Asr-ı Saadet tarihine bakın; kaç sahabinin künyesinde ihtilaf vardır. Ebu ‘Reyye bunu neden menfi göstermeye çalışmış anlayabilmiş değilim.

MÜSLÜMANLIĞI
Ebu Hureyre, yine Mahmud Ebu Reyye’nin iddiasının aksine; hicretin yedinci yılında Müslüman olduğu kuvvetle muhtemeldir. İbni Hacer, onun otuz yaşlarında Hudeybiye sözleşmesinden sonra Resulullah’la birlikte Medine’ye geldiğini yazar.


Suffa’da oturarak Resulullah’a tam olarak bağlanmış ve ondan dini bilgiler almaya başlamıştır. Suffa’nın sözü geçmişken; zannediyorum bu konuda büyük bir yanılgı içinde insanlar. Çoğunluğu, Suffayı miskinler yuvası, işi gücü olmayanın kaldığı yer olarak bilir. Hatta Tasavvuf kültüründe bu durum miskinliği meşru kılmak için inanılmaz derecede istismar görmüştür. Halbuki suffa bir mekteptir… lakin bazen misafirhane olarak da kullanılmıştır. Ama asla o asli görevi değildir. Asli görevi Resulullah tarafından tebliğci yetiştirilen yerdir.

Ebu Hureyre, oldukça zeki ve hafızası güçlü bir sahabidir. Ebu Reyye’in anlattığının aksine, doğru sözlü ve itikadı güçlü biriydi. Resulullah vefat edinceye kadar, çoğunlukla Ebu Hureyre ile yemek yerdi. Şimdi burada Ebu Reyye ve yandaşlarına sormak lazım; Ebu Hureyre dediğiniz gibi yalancı ise Resulullah onu neden meclisinde bulundurdu.

Bazı sahabiler yazılı, bazıları da sözlü olarak hadis rivayet etmişlerdir. Ebu Hureyre (Allah ona rahmet eylesin) daha çok ezberleyerek aktaran ravilerdendir. Bunun yanında, Cabir bin ağabeyllah, ibni ömer, ibni Mesud gibi sahabiler de yazmayı tercih etmişlerdir. Ebu Hureyre hadis rivayeti konusunda en meşhur sahabi olduğu için, ismi çok istismar edilmiş ve yalan hadis uyduranlar onun adını kullanarak bu fiillerini sürdürmüşlerdir. Mesela; sonradan tevbe eden bir harici; “Biz hariciliğin meşruluğunu ispat için 4 bin civarında hadis uydurduk ve çoğunu Ebu Hureyreye atfettik.çünkü en meşhur ravi oydu” demektedir.

Hz. Aişe ve Hz. Ömer’in onun bazı hadislerini kabul etmeyişi onun yalancı olduğunu göstermez. Çünkü onlar bazen birbirine bazen diğer meşhur sahabilere de muhalefet etmişlerdir. Yani bütün ashab hadis müessesesinin sağlam temellere oturtulması için oldukça titiz davranmışlar ve İslam’ın selameti için birbirini eleştirmekten çekinmemişlerdir. Bu durum birinin yalancı veya diğerinin iftira ettiğini göstermez.

Ebu Hureyre , Hz. Ömer tarafından vali tayin edilip, başarısız olduğu gerekçesiyle geri çağırdığı doğrudur. Bu onun müminliğine ve doğru sözlü oluşuna halel getirmez. Her mümin iyi bir idareci olacak diye bir kaide yoktur. İdarecilik de iman esaslarından değildir. Bulunduğu her dönemde hemen hemen idarede görev almıştır. Mervan döneminde de valilik yapmış fakat o da kısa sürmüştür. Bu kadar basıt ve sıradan bir olayı abartarak Ebu Hureyrenin aleyhine çevirme gayreti içinde olanların, Hz. Ali ve Hz. Aişe arasındaki ihtilafa ne diyecekler? Birinin haklı diğerinin haksız olduğu mu? Yoksa haşa itikatlarının bozulup dinden saptıklarını mı? Tabii müsteşrikler bu konuda da boş durmadılar ve müminleri fırkalara ayırmayı başardılar.

Eğer konu Hz. Resulullah olsaydı. Onun hakkında da bir sürü yalan yanlış iddialarda bulundular. elbette yine müsteşrik kafirler ona da iftira etmişlerdir. Bu iftiralardan da haberdarız. Fakat bizim müsteşrik aşığı münevverlerimiz, onları yazmaktan korkarlar. Çünkü kabul görmeyeceğini, hatta yazanların, dile getirenlerin İslam dünyası içinde haklı olarak lanetleneceklerini bilirler. Müsteşrik kafirlerin İslam’ı zayıf düşürmek için en çok hadis rivayet eden Hz. Ebu Hureyreyi hedef seçmeleri asla bir tesadüf değildir. Hadis müessesini zayıf düşürerek İslam’ın önemli kalelerinden birini çökertmektir. Hatta Rudi Paret isimli Yahudi müsteşrik; “eğer Ebu Hureyre doğru sözlü ise hata Muhammed’ten kaynaklanmaktadır. Çünkü hadislerin bir çoğu Kur’an’a muğayyirdir” der. Rudi Paret denen mel’unun yazısının sadece bu kısmını okuyan; onun Kur’an’a inandığını, hadislerden şüpheli olduğunu zanneder. Ama gel gör ki, ileri sayfalarda Kur’an için “Muhammed’in vehminden ibaret bir sözdür. O sonradan bir çok sözünden dönmek zorunda kalmış ve Allah sözüymüş gibi önceden uydurduklarını sonradan değiştirmeye çalışmıştır. İnsanları önce helak olmakla korkutmuş sonra Allah’ın gazabı gelmeyince sözünü değiştirmek zorunda kalmıştır.” Yazma cüretini göstermiştir. “Ondan ancak iman edenler anlar” ayet-i kerimesi hikmetince hakikaten Kur’an’ı anlamaktan uzak bu Yahudi, Kur’an hakkında ipe sapa gelmez yorumlar yapmış ve ne yazık ki; zerrece ilmi değeri olmayan o savsata ve palavraları Müslüman olduğunu iddia eden bir yayınevi Türkçe’ye tercüme etmiştir.

Aslında bu yazı, Ebu Hureyreyi aklama yazısı değildir. Aklamak da bu aciz ve günahkar kula düşmez. Çünkü o zaten ak ve temiz bir sahabidir. Karalama da kimsenin haddine düşmez. Ben burada Ebu Hureyre (R.A) nin durumundan çok, ASR-I SAADETTEN bu yana Yahudilerin İslam dinini yıkmak için neler yaptıklarını anlatmaya gayret ettim. Oryantalist (müsteşrik) müessesinin İslam’a verdiği zarar büyüktür. Ama ondan daha büyük olanı Müslümanlığından asla şüphe duymadığımız münevverlerimizin bu oyuna gelmiş olmalarıdır.


Müsteşriklerin entrikalarını görme ve anlama açısından Edward Said’in ORYANTALİZM, Hadis ve Sünneti daha iyi anlamak için ; Muhammed Ebu Şehbe’nin SÜNNET MÜDAFASI, Mustafa Sibai’in SÜNNET isimli kitapları okunabilir.


Ayrıca Hayri KIRBAŞOĞLU’ nun İSLAM DÜŞÜNCESİNDE SÜNNET, Dümeyni’in HADİS METİNLERİNİN TENKİDİ METODU bu sahada kayda değer eserlerdendir.

Doğrular Allah’ın, hatalar biz aciz ve günahkar kullarındır. Hürmet ve muhabbetlerimi arz ederim.

Ö. Suphi OSMANOĞLU
(
suphiosmanoglu@mynet.com )