|
Allah'ın (c.c.) selamı, rahmeti ve bereketi, bütün ömrünü insanlara hidayet yolunu öğretip anlatmakla geçiren sevgili Peygamberimiz'le (s.a.v.), doğru yolun sevgisini insanoğlunun gönlünde kökleştirmek için tükenmez gayretler gösteren ve aydınlık yolun yürekten bağlısı olan bütün müminlerin üzerine olsun .!
Ne tuhaftır ki; şu yalan dünyanın, yalancı, aldatıcı servetleri, malları, insanları bu kadar mutlu edebiliyor. Acaba Yunus Emre boşuna mı "Malda yalan, mülkte yalan sende gel biraz oyalan" demişti. İnsan olarak dünyanın peşine bukadar düşmemizin doğru olmadığını, bu kadar eşyanın, boşa tüketilen zamanın ve ömrün hesabını vermemizin çok güç olduğunu bana ve benimle birlikte birlikte bir çok insanın yeniden terennüm etmesine vesile olan o ana yani 17
Ağustos'u 18 Ağustos'a bağlayan, korkunç olayın başladığı o saate dönmek ve içimde halen devam etmekte olan o korku ve endişeyi yazarakta olsa bir nebze olsun kurtulabilmeyi yeyliyor ve bir gün bu korkuyu içimden söküp atabilmeyi ümit ediyorum. Ve biliyorum ki, yaralı bir yürekle insanın hislerini dışa vurması o kadar da kolay değildir. Dilerim Rabbim (c.c.) bir daha böyle felaketlerle bizleri korkutmasın.
Bu depremle birlikte sadece o çok değerli insanlarını kaybetmedi, evlerini, eşyalarını kaybetmedi Adapazarı halkı, tüm hatıralarınıda yitirdi.
O ana gelince yani 17 Ağustos gününü güzel bir yaz günü yaşarak tamamladık. Her hangi bir olağanüstülük yoktu. Yatsıdan sonra gecenin ilerleyen saatlerinde binanın zemininden tarifi asla mümkün olmayan korkunç bir uğultu ve gürültü, her şeyi yerle bir eden sarsıntılarla devam ediyor. Bütün bunlar 45 saniye de gerçekleşirken kıyamet başlıyor sandım ve dehşete kapıldım. O anki duyguları tarif etmek için kelimeler kifayetsiz kalıyor doğrusu. Bu duyguyu
yaşamayan katiyyen bilemez.
Bir taraftan bir mümin öyle bir mahşer anında ne söylerse onları söylemeye çalışlırken, diğer tarafta çığlık çığlığa hepimiz bir birimize seslenirken dış kapıya doğru ilerlemeye dışarı çıkmaya çalışıyorduk. Allah'ın (c.c.) yardımı ile kendimizi dışarıya attık. Birden kendimizi koyu bir karanlığın içerisinde bulduk. En çokta çocuklarım için endişelendim, bir daha göremeyeceğim diye çok korktum.
Kırkbeş saniye, gerçekten bir deprem için çok uzun, ama o şiddette bir depremi yaşamış biri için, yenilenme süresi olarak ta ne kadar kısa. Bu saniyelerin öncesi ve sonrası çok anlamlı. 45 saniye öncesine kadar saygın ve zengin, ama 45 saniye sonrasına kadar her şeyini kaybetmiş olan insanlarla dolu. Hayatını sadece maddi kazanımlar üzerine kurmuş biri için, deprem galiba kaybetmek manasına geliyor. Bu 45 saniyeyi tam anlamıyla ve
hissederek yaşamışsanız, olaydan sonra şöyle bir durup etrafa dikkatlice bakmış ve biraz düşünmüşseniz, depremin aslında yaşanan hayatın ne kadar da sahte olduğunu kanıtladığını görüyorsunuz. 45 saniye dile kolay. Bir hayatın bitimi ve yeni bir hayatın başlangıcı. Hz.Peygamber’in (s.a.v.) "ölmeden önce ölünüz" hadis-i Şerifinin tecellisi. Düşünsenize "OL" emrinin sırrına vakıf oluyorsunuz az şeymi ?
Şüphesiz afetler ders vericidir."OL" ' un Allah (c.c.) için hiçde zor olmadığını , zorluğun beşer için olduğunu anlamamak için ( affınıza sığınıyorum ) abtal olmak lazım. Vereninde, alanında mutlaka Allah (c.c.) olduğunu iliklerinize kadar yaşayarak hissedersiniz işte.
Adapazarı, benim doğup, büyüdüğüm şehir olması bakımından manevi bir değer içeriyor benim için. Adapazarı çok hoş bir şehirdi. Ama ne yazık ki, kaybedilmiş bir şehir artık . Bazı şeyler vardır ki , geri gelmesi kolaydır doğru. Eviniz yıkılır , Allah (c.c.) nasip eder yeni bir ev yaparsınız, ama o kaybettiğiniz evi dolduran sesler o evi ev yapan şeyler bunlardır aslında.
Her şeyi yoktan var eden ve istediği anda da yok etme gücüne sahip olan Cenab-ı Hakk'a (c.c.) dua etmemiz, verdiği hertürlü nimetin kıymetini bilmemiz ve şükrünü eda etmemiz gerekiyor. Ve biz Allah'a (c.c.) inanan insanlar, her zaman müslümana yakışır şekilde yaşama gayreti içerisinde olmalıyız. Evet hayatın bir rüya kadar kısa olduğunu, sönecek ve sonu gelecek olan şu
geçici dünya hayatında, hayatımızı değiştirecek bir felaketi beklemeyelim lütfen . Bu meyanda hayata bakışımızı, amellerimizi ve fiillerimizi, hatta toplum içerisinde yaptığımız işlere son derece dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve Iştiyakım
EY RABBİM
Iyiki kalbimizden geçenleri biliyorsun. Ve iyiki biz kalbimizden geçenleri bildiğini biliyoruz. Bizi hiç kimse anlamasada, yada her anlayan kendi anlayışsızlığını mazur gösterecek kadar donanımlı olsa da sen varsın ve bilirsin. Biz, bizi bildiğini bildiğimiz için her günahın yakıcılığından sonra kendimizi masum bulabiliyoruz. Bizi günahımızda bildiğin kadar tövbelerimiz de de biliyorsun çünkü.
Çünkü sen varsın ve birsin. Senin birliğin bizi yeniden birleştiriyor. Bunca ayrılıktan sonra yeniden. Birbirimize güveniyoruz . Çünkü senin hepimizi tek tek bildiğini biliyoruz. Ey Rabbim, unutuşumuz sadece kendimizedir. Ama hatırlayışımız sana dairdir. Ey Rabbim, şu an yaşıyoruz. Ben yazarken yaşıyorum. Ibadet ettiğim,iz her an zamanın bir biri ardına eklenmiş halkalarını en geniş şekilde yaşıyoruz. Her şey şu anda gizli.
Yaşadığımız sürece zenginiz hepimiz. Yaşadığımız sürece vaktimiz var heyşey için. Tek bir kuruşumuz kalmasa da zenginiz, başımızın üstünde kuru bir dam olmasa da zenginiz. Sahibimiz Allah (c.c.) vekilimiz Allah (c.c.).
Ey Rabbim, bizden iyi bildiğin kalbimiz senin elinde. Yaşamak ve umut etmek için senin elinde. Bize bizden yakın olan Rabbim'iz (c.c.), içimize umut ve sükun ver. Dilimize dua ver. Zamanımızı acıyla genişletme. Zamanımızı dua ile genişlet. Umut ile genişlet. Herseyin bir imtihan oldugunu bilmek. Sonunda kurtuluşun olduğunu kavramak. Ölümün geleceğinden emin olmak. Hepsi hayati güzel kılıyor. Çünkü insan sevdiği kadar vardır. Ve inandığı
kadar yaşayacaktır.
Gönlüzden sevgi, kalbinizden nur ve yüzünüzden tebessüm asla eksik olmasın.
Saygılarımla
Emine YİĞİT
( emineyigit@yahoo.com ) |