|
Yeni bir yıla yeni ümitlerle girdi dünya. Ve çok umutlar yüklendi 2005’e. Beklentiler fazla, yaşananlarsa acıydı.
Toplu ölümler kolaylaştı. Doğu literatüründe “Her insan bir dünya” sözüne inat, bir saat içerisinde yitirilen yüzbinler dünyadan birer sayı gibi bahsetmeye başladık. Güney Asya’da yüzellibin kişi öldü, Haiti’de yüzbin, Irak’ta katliam yüzyirmi kişi. Evinde beslediği bir köpeğin ölümüne bir ay yas tutan, eline bir diken battığında feryat figanla doktor arayan insanoğlunun kalbi, akşam haberlerinde yüzlerce çocuğun ölümü karşısında kayıtsız kaldı. Sayıların
değeri arttıkça insanlığımızın değeri düştü. Daha cesetler toplanıp üzerine gözyaşı dökülmeden, klüplerde eğlencenin dozu arttı, yerlerde sürünen insani ahlaka inat. Ölümleri, cinayetleri, soygunları, ahlaksızlığı olağan görmeye başladık. Tepkisiz bir toplululuk olduk, küçülen şu dünyada.acaba dünya mı küçüldü yoksa insanlık mı ?
|
Basit değerlerin popülarize edilmesine alkış tuttuk, sıradanlığı ve basit şaklabanlıkları erdem kabul ettik ve sonrada bunlardan şikayet ettik. Şimdi elimizi uzattığımız her yer , gözümüze ilişen her manzara kalbimizi yaralıyor ve duyduklarımızla her gün sarsılıyoruz. Daha nereye kadar ? Daha ne kadar bu istemediğimiz ve beğenmediğimiz filmin bir figüranı olacağız bilemiyorum. Kalbimize,
gözümüze, dilimize daha ne kadar bu olanlar karşısında kilit vurmaya devam edeceğiz. Yarının sahibi çocuklarımıza kararmış bir dünya bırakıyoruz. |  |
Yaşanılanların aksine yaşamak istediklerimizin içinde hapsolup kalıyoruz. Aleksandr Duma’nın çok güzel bir sözü var. “Ümit en son ölür.” Eğer sesimin herkesçe duyulacağını bilsem, susmamacasına haykırmak isterdim. Ey insanlar ! Ümit de artık ölüyor, neredesiniz ? mahallemizde şehrimizde, dünyamızda bir yangın var. Önüne çıkan her güzel değeri yakıp yutan bir yangın. Karıncanın yaşadığı olaydan
farklı bir olay değil bizimkisi. Büyük bir yangına ağzıyla taşıdığı mini bir kovayla su götüren karıncaya yoldaki vurdumduymazlar sorar: “ Hey karınca, ne bu telaş ! Nereye gidiyorsun? Karınca cevap verir: “Şehirde büyük bir yangın çıktı. Onu söndürmeye gidiyorum. Çevresindekiler alaylı bir ifadeyle : Senin şu taşıdığın su mu bu yangını söndürecek ? Sen aklını kaybettin galiba? Şu minicik kovanın o büyük yangını söndürmeye ne faydası olur ? deyince, karınca
unutulmayacak o meşhur cevabını verir: “ Bu taşıdığım su belki yangını söndürmez ama en azından tarafımı belli eder. Bu yangın karşısında kayıtsızların, vurdumduymazların tarafında yer alamam.”
|
Dünyada küçük bir değişiklik yapmak için , ilk adımı siz atın. İşe kendinizden başlayın. Güzellikler yerini çirkinliğe, mutluluklar acılara, samimiyet sahteliğe, doğruluk ikiyüzlülüğe,dostluk düşmanlığa, nezaket kabalığa, merhamet acımasızlığa ve incelik vurdumduymazlığa yerini bırakmadan, bize ait insani olan bu değerler tamamen yitirilmeden, gelin hep beraber söz verelim. Kendimize ve
çocuklarımıza yaşanılacak bir dünya bırakalım.
Zaman geçmeden, güneş batmadan yani dünya kararmadan. |
 |
Ahmet AYDIN
misafir2002@yahoo.com |