|
Ne kelimeler süslendi sevgi, kardeşlik ifadeleriyle, ne cümleler söylendi dostluk, muhabbet adına. Söylendi, söyleniyor ve söylenmeye de devam edilecek güneş doğudan batana dek.
Sözün bittiği yer burası. Kelimeler özgür olmalı köleleştirilmeden bazı dudaklarda. Kendi gibi bırakılmalı, sade, duru ve öz, kirletilmeden bazı duygularla. Aslında ... aslında yok aslında. Bu yazılanlar da söylenenlere bir damla olacak doldurulmuş bardakta. İsterdim ki bu da `diğerleri` gibi olmasın, söylenenlere katılmasın, etsin kendini feda. Ve taşsın bardak bu son damlayla.
Söz sussun, dudaklar bağlansın. Kelimelerin bağı çözülsün. Ve artık sözün bittiği yer olsun burası. Gönül baksın, kalp söylesin saf ve duru. İncitmeden, incinmeden.
Gönül konuşunca kelimeler kifayetsiz kalır... Üniversiteden mezun olduktan 15 yıl sonra ancak buluşabilen iki samimi dost gibi. Kucaklaşırlar sessiz, sözsüz ve otururlar bir masaya. Hava güneşli manzara güzel ama onların bunlarla kaybedecek zamanı yok. Gözler kilitlenmiş, eller şakaklarda mesken. Bakışırlar , bakışırlar. Yarım saat süren sessizliği , birinin ciğerinden yanık yanık dökülen bir ses bozar. “ Yaa !” Yutkunur diğeri, herşeyi okur dostunun
gözbebeklerinden. Ve sonra aynı tonda, yılların ağırlığını yüklenen bir cevap gelir ondan da: “Yaaa” Ve ayrılırlar, herşeyi konuşmuş olarak birbirlerinden.
Sözün bittiği yer olsun burası, gözler konuşsun ışıl ışıl tercüman aramadan, elim eline değil kalbine dokunsun, yol sormadan.
Sözün bittiği yer olsun burası, dudaklar gerçek divanında otururken gülümseyerek, sıkılmasın zorlanmasın, bükülmesin ciddi tavır vererek.
Sözün bittiği yer olsun burası, zihinler sakin, fikirler berrak, duygular ortak, karartılmasın akıl lambası zehir zemberek planlar yapılarak.
Sözün bittiği yer olsun burası. İşte zihnin, işte gönlün, işte sen. Bırakma kelimelerin, sembollerin, kavramların seline benliğini. Kandırma yetmişinde “eyvah” diyeceğin kendini. Konuş artık, son yer burası. Söyle ! Sözün bittiği yer, işte burası.
Ahmet AYDIN
misafir2002@yahoo.com / 12 Ekim 2004 |