- Hasan KAYGISIZ -

 

 
 E - Posta : hasan.kaygisiz@netcologne.de  

 

 

KÜRTLERİN TALEPLERİ

 

Bu yılın son yazısını Brüksel zirvesi öncesinde ikiyüze yakın Kürt şahsiyetinin Paris Kürt enstitü’sünun öncülügünde 08.12.2004’de “Harald Tribune“ve 10.12.2004’de „Le Monde” gazetelerine vermiş oldukları ilan “Kürtler Türkiye’den ne talep ediyorlar” üzerine yazacağım.

Konuya girmeden önce Türkiye’nin girecegi birliğe bir göz atmaktan yarar var. Türkiye Avrupa Birligi’nden birlige girmek için görüşmelerin başlamasını istemekteydi. Şunu hemen söylemekten yarar görüyorum: Bir ülkenin Avrupa Birliği ile görüşmelere başlamsı için Avrupa Birliği’nin 1993 yılında Kopenhag’ta almış olduğu kriterlerin ilk durağı olan siyasi kriterleri yerine getirmesi gerekiyor. Siyasi kriterler yerine gelmediği sürece görüşmeler başlamaz. Bu siyasi Kriterler bir daha tekrarlayayım: „sağlam bir Demokrasi, İnsan haklarına saygı ve Azınlıkların haklarının korunması”. Türkiye görüşme talep ettigine ve bu ev ödevlerini yerine getirdiğine inanmış olmalıki Avrupa Birligi’nden böyle bir talepte bulunmuştur. Bu talep bir başlangıç olarak Avrupa Birliği tarafından 16/17. Aralık Zirvesinde kabul görmüştür.

Şimdi bu durumda Türkiye’de yaşıyan Kürt’ler hangi kategoriye koymak gerekir? Eğer Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk’lerle beraber esas kurucu üyesi iseler onlarda kendi kültürlerini ve dillerini yaşatmaları için hiç bir engel yoktur. İsmet İnönü Lozan barış görüşmelerinde şunu söylemişti: „Ben burada Kürt’lerin ve Türk’lerin temsilcisi olarak bulunmaktayım.” Eger siz Kürtleri ve Türkleri kardeş görüyorsanız o zaman Kürtler de bu devletin olanaklarından yararlanaları gerekmiyormu? Bu durum ister Türkiye Avrupa Birli’gine girsin, ister girmesin bir haktır ve kimseninde buna karşı çıkması beklenemez. Üstelik bu devlet Avrupa Birliği gibi bir birliğe girmek istiyorsa.

Eğer Kürtleri Türkiye’nin esas kurucusu değilde bir azınlık olarak kabul ediyorsanız; o zaman onlara azınlık haklarını vermek zorundasınız. Siz medeni bir birliğe girmek istiyorsanız bunun gereklerinide yerine getirmek zorundasınız. Şu tezi herzaman için savunmuşumdur: Eger birisi digeri üzerine baskıcı bir güç ile hakimiyet kurmuşsa bu hiçbir zaman için birleştirici olamaz ve sonunda yıkılmaya mahkümdür. Türkiye’de ne yazıkki bu durum şimdiye kadar ya Kürtleri yok gördü, ya dağ Türkleri olarak lanse edildiler, hatta bu konu üzerine tartışmak bile tabulaştırıldı. Halbuki Atatürk daha Samsun’a ayak bastığı zaman Diyarbakır Mebusu Kamil Bey’e gönderdiği mektupta iki kardeş ırk tabirini kullanmiştır. Atatürk 1919’da Kürt milleti tabirini kullanmışlardır. „Kürt kardezlerimizin hürriyeti, refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken her türlü hukuk ve imtiyazlarını vermeye tamamen taraftarım” diyor. Hatta 1921 Haziran’nında dönemin hükümeti bir kararname çıkarıyor. Bu kararda „Milletin kaderlerini tayin hakkına saygılıyız ve Kürtlerin oturdukları yerlerde özerk bir birim kurulacak” deniliyor. 1924’te TBMM Başkanlığı yapmış olan Fethi Okyar Türkiye’yi şöyle tarif ediyor: “Türkiye Kürt ve Türk halklarının eşit hukuk altında oluşturdukları bir devlettir.”[1]

Şu tespitide buna ekleyeyim: “Avrupa komisyonu Türkiye’de 15 ile 20 Milyon Kürdün  yaşadığını 2004 yılındaki raporunda belirtmiştir.”[2] Eğer Türkiye’nin buna bir itirazı olmuş olsaydı ve Türkiye’de Kürt diye bir kimsenin yaşamadığını söyleseydi Avrupa Birliği ile ta baştan görüşmeye girmez ve bu Avrupa sevdasındanda vazgeçmek zorundaydı. Bununla Türkiye Kürtlerin varlığını kabul etmiştir. Ki bunun aksini kimse inkar edemez.

Şimdi bu açıklamalardan ve alıntılardan sonra Türkiye’de koparılan kıyametin anlamı nedir. Kürtlerin vermiş oldukları ilanın almanca bir nüsası elimdedir. Şimdi Kürtler ne istemişler bunuda kısaca bir göz atalım: „Kürtler her halk gibi Kültürlerini yaşatmalı, Kimliklerini korumalı, Dillerini serbestce konuşma hakkına sahip olmalıdırlar. Türkiye gerçek bir demokrasiye, kültürel ve politik çeşitliligi kabul etmelidir. Kürt halkı tıpkı Basklar, Katalanlar, İskoçyalılar, Tirollular ve Valonlular demokratik Avrupa’nın yaratmış olduğu haklardan yararlanmalıdırlar. Ki bu hakları Türkler Kıbrıs’ta kendileri için istiyorlar. Bu durum Türkiye’deki Kürtler ve Türkleri birbiriyle dahada kaynaşmasına sebeb olur. Türkiye’nin yeni bir anyasaya ihtiyacı vardır; ki bunun içinde Kürtlerinde haklarını kabul edilmesi gerekir. Genel bir af ile barış ortamı yaratılmalı. Bir ekonomik destekleme programı çerçevesinde Kürtler tekrar evlerine dönmelidirler. Bu talepler Türkiye ve Avrupa Birligine yapılmıştır.

Bu ilan Türkiye’de kıyametin kopmasına sebeb oluyor. Benim anlıyamadığım bu taleplerin nesi devletin çıkarlarına ters düşüyor. Bu talepler yukarıdada belirttiğim gibi ta 1919’da o zamanda devleti yönetenler tarafında söylenen şeylerdir. Üstelik Türkiye ülkesinde yaşıyan azınlıkların haklarını koruyacağına dahil birçok uluslararası Protokol’ede[3] imza atmıştır. Avrupa Kürt sorununu çöz dediğinde bizim başbakandan tutunda Rauf Denktaş’a ve Ankara Sanayi ve Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün’e kadar bir ayaklanma başlatılmiştır. Benim anlıyamadığım bunlar Türkiye’deki Kürt sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorlar? Eğer Türkiye Avrupa Birliği’ne girmek niyetindeyse herşeyi tartışmak ve konuşmak zorundadır. Bu konuda bir çözüm üretmelidir. Şu saatten sonra Kürtleri yok sanmak aptallıktan başka bir şey olmayacağı gibi onlara haklarını vermemek için oyun içinde oyun oynamak bir işe yaramaz. Avrupa Kürt sorununu çözemiyen bir Türkiye’yi içine almaz, aldıği taktirde Türkiye’nin bir sorununu da beraberinde Avrupaya taşımış olurki bunu Avrupa kamuoyu engel olur. Bu istenilen haklar avrupa standartlarının çok altındadır.

Avrupa Birliği sanırsam Türkiye tarafında tam olarak anlaşılmamış. Avrupa Birliği artık eskisi gibi bir ekonomik birlik degildir, tersine siyasal bir birliktir. Bu siyasal birlik üye devletlerin elindeki biçok yetkiyi Brüksel’e devretmiştir. Kimse istediği gibi atını oynatma yetkisine sahip degildir. Bu birlik insan haklarına en azında kendi sınırları içinde saygılıdır. Kimse böyle bir konuda fikir beyan ettiği için sayın Aygün’ün dediği gibi mahkeme karşısına çıkarılmaz. Unutmadan şunuda sayın Denktaş’a sorayım: Siz Kıbrıs’ta bir milyonu bile bulmayan ve çoğuda 1974’ten sonra adaya Türkiye’den gelip yerleşmiş olan Türkler için bırakın Federal bir yapılanmayı bir Konfederasyon istiyorsunuz. Aynı şeyi Türkiye’de yaşıyan yermi milyon Kürde bırakın federal bir yapı altında yaşamayı onlara dillerini bile komuşma hakkı vermiyorsunuz. Şimdi bu salataya bu turşu oldumu sayın Denktaş.

Son olarakta şu noktayı belirttikten sonra yazıma son vereceğim. Beni bir önceki yazımdan dolayı eleştiren sayın okuyucuma sorarım; hani nerede daha Kızıltepeli 12 yaşındaki Uğur’un katilleri. Kaç kişi bu konuda yargılanıyor? Mardin valisi, Kızıltepe kaymakamı ve emniyet şefleri halen vatani görevlerinin başındadırlar. Onlar ne yaptı ise vatanlarını teröristlerden kurtarmak için yapmışlardır degil mi? Bu kafa ile Avrupa Birligi yolunda daha çok atılacak adımlar var. Bu medeniyete ulaşmak için insanların düşünce yapısı degişmelidir. Kanunların mecliste füze hızı ile geçmesi fazla bir şey ifade etmez. Kimbilir belki 2005 yılı Türkiye için hayırlı olur.

Tüm okuyucularımın yeni yılını en içten dileklerimle kutlar; savaşsız ve insanların insanca her yerde yaşıyabilecekleri bir dünya da görüşmek üzere....

[1] Bu alıntılar için bak. İsmail Göldaş. Lozan: "biz Türkler ve Kürtler 2000.

[2] Bak. Avrupa Komisyonu’nun hazırlamış olduğu ‘Türkiye’nin ilerleme raporu 2004’.

[3] Türkiye’nin imzaladığı Protokoller:OSZE’nin Ayınlıkların korunması, Avrupa Birliği’nin Bölgesel ve Azınlık dillerinin korunması Antlaşması, Avrupa insanhakları beyannamesi Protokol Nr. 12 ve birçok Birleşmiş Milletlerin bu konulardaki Protokollerin altında Türkiye Cumhuriyeti’nin imyası bulunmaktadır.

 
 
 
 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.