|
2004 yılına uzmanlık alanım olan Avrupa Birliği ve Türkiye konularını işleyecektim. Ama bazı olan olaylar, ki bunlar doğanın bir hareketi olması ve bu olayları bugünkü bilim ile önceden önliyemiyecegimize göre, ne yapılıpta bu doğa felaketini yani depremin zararların en az can ve mal kayıbıyla önlenebiliriz. Televizyonlardaki o
BAM/İRAN depremini görünce hiç teredüt etmeden bu konuda yazmaya karar verdim.
Aklıma gelen ilk soru şu oldu! Neden aynı şiddetteki bir deprem Amerika Birleşik Devletleri’nde sadece üç kişinin ölümüne neden oluyorda, aynı deprem Iran’da 40 binin üzerinde ölümlere, Türkiye’de de buna yakın insan kayıbı ve taş üstünde taş kalmıyor? Üstelik İran çeyrek yüzyıldır islami kurallara göre yönetiliyor. Şimdi
diyeceksinizki deprem ile din arasında ne bağ varki? Size bunun ilişkilerini açıkca örnekleriyle açıklayayım. Tabiki din ile depremin bir ilişkisi dogrudan dogruya yoktur ama her nedense din toplumların yaşantılarına öyle girmiş ve öyle ince ayarlarla bir kesimin baskı ve iktidarı elinde bırakmama aracı olmuştur, tıpkı bugünkü İran rejimi gibi.
Telvizyonda ve basın’dan izlediğim kadarı ile Bam’ı ziyaret eden mullah takımı ölenlerin ölme sebebini kadere ve Allah’ın lutufuna baglamakta hiç bir sakınca görmeden açıklamalar yaptılar. İnsanların bu gibi yöntemlerle aldatılıp yönetilmesi artık bugünkü koşullarda fazla inandırıcı olamamaktadır. Şimdi hiçbir demagojiye girmeden bu iki depremin sonuçlarını nasıl açıklayacagız? Bir yerde üç diger
tarafta otuzbinin üzerinde insan kaybı. Bir amerikalının değeri on bin müslüman iranlıya bedelmi oluyor? Üstelik dünyada en fazla ibadet edilen, Allah kelimesinin en fazla telaffuz edildigi, kendi kadınlarının başlarını örtmesini üstelik diger dinlerdeki kadınlarında başlarını kapatmaları zorunlu olan vede devlet yönetiminin birzat mullaların egemenliginde olması, oradaki insanların ölmesine mani olamadı.
Şimdi dini inaçları güçlü olanların bu konuyu enine boyuna tartışmaları gerekirken, şimdiye kadar konuya gereken önem verilmedi. Müslümanlık vurgusunu öne çıkaran bütün basın yayın kurumların bu konuda birşeyler söylemesini beklerdim ama Türkiye’de kişiler kendi düşünceleri hakkında eleştirisel ve eleştiriye açık olmadıkları
içindirki hep karşı düşünceyi eleştirmek bir marifettir. Ama doğanın yaptıgı karşı tarafı eleştirmekle geçiştirilmiyor. Şimdi soruyorum, bunun sorumlusu kim? Kimse kalkıpta diyemez; Hıristiyanlık Allah katında daha yücedir.
Bu yüzden bir ülkenin yönetimindeki kişiler o ülkede yaşıyan insanların hayatlarından sorumludur. İnsanların din duygularını kullanıp depremde ölen insanları kaderleri böyleymiş diye geçiştirmek sorunu çözmeyecegi gibi; müslüman ülkelerin dahada geriye gitmesine sebep olmaktadır. Tanrı insanlardan sadece ibadet istemez, aynı zamanda onların yaşamasını, herzaman daha iyisini yaşamasını da ister.
Dindarlık görüntü olmaktan çıkmadıkca, müslüman devletlerin gelişmeleride ancak görüntü olmaktan ileri gitmez. İslam alemi artık kadınların başlarını açmayı yoksa kapatmayı bırakıp insanlıgın yaşam hakkını nasıl güvenceye alırım diye çalışmalı.
Şimdi yapılması gereken insanların din duyguları sömürü aracı olmaktan çıkıp, insan ile Allah arasındaki bir iletişim olmalıdır. Karl Marx’ın deki; ‘Din bir afondur. Eğer fazla verisen bayıltır az verirsen ayıltır.’ Ey islam devletlerini din adına yönetenler ve onunla politika yürütenler şapkanızı elinize alıp biraz beş tane ‘N’ harfi başlayan soruları kendinize sorun. İnsanlara afyon şırıngalamaktan
artık vazgeçip birazda onları nasıl ayıltacagınıza kafa yorun. İşte bir depremin bana düşündürdüklerini böyle ifade etme durumunda kaldım. Kimse söylediklerimi şahsi olarak üstüne almasın. Eğer yadıklarımı üstüne alan var isede o zaman insanların ölmemesi için gerekeni yapsın. Bu yazdıklarım bir eleştiriden çok bir realitedir. Kim bunu inkar ederse namertlik yapar. O depremlerde ölen insanlara saygısızlık eder. Allah’ın verdigi canı ancak o albilir. Bir
gelecekteki yazımda Avrupa ve Türkiye ilişkilerini değerlendirmek üzere en güzel günler tüm insanların olsun.
Saygılarımla. |