- Hasan KAYGISIZ -

 

 
 E - Posta : hasan.kaygisiz@netcologne.de  

 

 

Cumhuriyet ve Demokrasi

 

Bu iki kelime birbirlerine yakın görünmelerine karşı farklı anlamlar içermektedirler. Türkiye’de sanki bu kelimeler eş anlamlıymış gibi topluma sunulmaktadırlar. Türkiye’nin yönetici kesimleri genellikle cumhuriyet kelimesini kullanırlar. Bu kelime onlar için herşeyin açıklamasını yapmaktadır. Herşeyi cumhuriyet ile açıklamaya veyahutta savunmaya çalışılmaktadır. Türk siyaset düşüncesinde öteden beri cumhuriyet, demokrasi olarak halka sunulmuştur. İnsanlar sanki bu kelime ile uygarlık düzeyine ulaşmış olurlar gibi bir kanı hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Şimdi bu kelimelerin anlamlarına baktıgımızda farklı şeyler görecegiz.

Cumhuriyet denince şu anlaşılmaktadır: Monarşi olmayan her devlet şekli cumhuriyettir.[1] Bu anlamı ile her cumhuriyet olan devlette demokrasi olacak diye bir kural yoktur. Cumhuriyet demokratik olabilecegi gibi diktator da olabilir. Bunu şu reel örneklerle açıklamak mümkündür. Bir Taliban rejimi, bir Güney Amerika’daki diktatörlerde, bugünkü İran’daki mulla rejimi de, Pakistan’da halen yönetimi elinde bulunduran askeri rejimde, Saddam rejimi, bir Kuzey Kore’deki diktatör rejim de ve daha nice böyle devletler cumhuriyet ile yönetilmektedirler. Buralardaki sistem ya küçük bir azınlıgın yani oligarşinin veyahutta çogunlugun azınlıgı ezdigi cumhuriyet sistemleridir.

Ciçero için cumhuriyet ‘res publika’[2] yani kamu yararına olan anlamında kullanmaktadır. Ona göre cumhuriyet eskiçag’ın üç devlet formunu içermektedir. Bunlar demokrasi, aristokrasi ve monarşi’dir. Machiavelli göre ise cumhuriyet çogunlugun yönetim şeklidir. Bu anlamı ilede cumhuriyet, demokrasi anlamına gelmemelidir. Burada eger yöneten çogunluk, azınlıkların haklarına saygı duymuyorsa veyahutta onları baskı ile onların hakkına tecavüz ediyorsa bunun demokrasi ile bir ilgisi olmayacagı kesindir. Bu çogunlugun azınlık üzerindeki despotizmidir. Kant[3] ise cumhuriyetti positif degerlendirmektedir. Kant’a göre bir ülkenin insanlarının özgür ve eşit olması, aralarında belli bir düşüncenin ortak olarak açıga çıkıp bunun herkes için geçerli oldugu yasamanın olması ve yönetici gücün yasama gücünden ayrılmasıdır der. Cumhuriyet devlet yönetim sistemi Fransız Devrimi ile dahada positiv bir hal almaktadır. Bu positiv anlayış bazen içi boşaltılmış şekillerde de, yukarıda verilen cumhuriyet devletleri örnekleri ile açıklandığı gibi, alabilmektedir.

Demokrasiye gelince, bu anlayış yunanca’dan[4] gelen demos=halk und krati=egemenlik anlamına gelmektedir. Kısaca buna halk iktidarıda denilebilinir. Demokrasi Herodot, Plato, Aristoteles, Çiçero, Seneca ve diger birçok filozof tarafında toplumun belli bir birlik şekli olarak degil, tersine kendine özgü devletle ilgili egemenlik örgütlenmesidir. Demokrasilerde herkese eşit egemenlik tanınmıştır. Demokrasi’nin temel ilkeleri şöyle kabul edilmektedir: Halk egemenligi, çogunluk egemenligi tabiki azınlıgın haklarına saygı gösterilmesi şartı ile, eşitlik, tolerans, egemenligin yasallılıgı ve kontrollü, temel haklar, güçlerin dağılımı, hukuk ve sosyal devletcilik, çok partili sistem, seçme ve seçilme hakkı, çogulculuk ve düşüncenin özgürce açıklanması gibi belirtilerle şekillenmektedir. Aleksis de Tocqueville demokrasinin siyasal olmadan önce toplumsal, toplumsal olmadan önce de kültürel oldugunu söyler. Bu belirme ile şunu söylemek mümkündür: Demokrasi tepeden inme bir şekilde uygulanmıyan tek siyasal sistem şeklidir. Bu bakımdan demokrasi anlayışının bireylerden başlıyarak, bireysel belli ahlaki çogunluga, farklılıga, saygıya, özgür katılıma ve siyasal bilince gereksinim duydugu açıktır.

Avrupa ülkeleri bu demokrasi anlayışını evrim ve devrim süreçleri ile kazanmışlardır. Demokrasi’nin avrupa’da yerleşmesi bir süreç olarak görmek gerekir. Bu süreçte demokrasinin kuralları üst taraftan dikte edilmemiştir, tersine o devirlere egemen olan sınıflar demokrasinin yerleşmesine karşı koymuşlardır ama alttan gelen dinamik ile bu direnişler kırılıp demokrasinin kuralları yasalarla belirlenmesini saglamıştır. Bugün avrupa’nın birçok ülkesinde halen daha monarşik sistemler olmasına ragmen demokrasinin en geleştigi ülkelerin başında bu devletler gelmektedir. Bu şu anlama gelmektedir: Bir devletin cumhuriyet veyahutta monarşi ile yönetilmesi o devlette demokrasinin oldugunu veyahutta olmadıgını göstermez. Bir ingiliz, Hollanda, Belçika monarşisi ile Sudi Arabistan monarşi’sindeki demokratik anlayış bir görülemiyecegi gibi bir Alman Cumhuriyeti demokrasisi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi anlayışları aynı kefeye konulmayacak kadar farklılıklar göstermektedir.

Bilindigi gibi 29 Ekim 1923 cumhuriyetin ilanı, Türk siyasal sisteminin rejimsel estetigi açısından ‘milat’ önemine sahiptir. Türk siyasal rejim tarihi ilk defa hanedanlık eksenli sultanlık rejiminden farklı olarak halk eksenli cumhuriyet rejimine geçti. Bu geçiş Türkiye’nin iç dinamikleri ile olan bir şey degildi. Cumhuriyet yeni yönetici sınıfın bir insiyatifi olarak açıga çıkmıştır. Bundan dolayıdırki cumhuriyet kendisini demokrasi ile özdeşleştiremedi. Zamanla cumhuriyet tamamen otoriter ve totaliter bir kimlige büründü. Cumhuriyet kendisini ‘kutsal devlet’ eşliginde modern ulus-devlet projesinin topluma tepeden zorla dikte ettirildigi bir örgütlü oligarşinin kucagında buldu. Bu oligarşik sistem kendi varlıgını tehlikede buldugu anda üç açık ve nice üstü örtülü darbelerle gücünü pekiştirdi. Demokrasi halka bol gelecek bir gömlek olarak dikte edilmeye çalışıldı. Sanki demokrasi ile devletin parçalanıp kaosa sürüklencegi propagandası yapıldı. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ile bütünleşmesindeki çektigi en büyük zorluk, Türkiye’de demokrasinin yerleşmemesidir. Türkiye ne zaman demokrasinin kurallarını kabul eder ve bunu uygularsa o zaman Avrupa medeniyeti içinde gereken yerini alabilir. Sadece cumhuriyet’in kurulması avrupa ile bütünleşmeye hiçbir zaman için yetmeyecektir, yetmedigi de açık olarak görülmektedir. Türkiye’deki demokrasi mücadelesi verenlerin, demokrasiyi cumhuriyet ile birleştirip Türk siyasi sistemine yerleştirmeleri oldukca zor bir şey gibi görülmektedir ama imkansızda görülmemektedir. Bu potansiyel Türkiye’de bulunmaktadır ama daha güçlü bir örgütlenme yoktur.

Demokratik Cumhuriyetin Türkiye’de yerleşmesi dilegiyle, bir dahki yazımda başka bir konu hakkında tartışmak üzere hoşca kalın. Saygılarımla.

 

[1] Bak. Dıeter Nohlen (editör). (1989). Pollitikwissenschaft. Theorıen – Methoden – Begriffe. S. 869.

[2] Bak. a.S.

[3] Bak. Reinhold Zippelius. (1991). Allgemeine Staatslehre. S. 154.

[4] Bak. Dieter Nohlen (editör). (1995). Wörterbuch Staat und Politik. S. 80f.

 
 
 

 

Karadeniz FM
BeOnAir Radio
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Trabzon'da Hava Durumu
 
Taşkıran Resmi Sitesi © Copyright - Tüm hakları saklıdır.